MUAZZEZ İLİM TALEBELERİ’NİN ALLAH RASÛLÜ’NE ﷺ SILASI

Âlim’in iki nesebi olur. Soy nesebiyle babasının malına mirasçı olur. İlim ve fikir nesebiyle de hakîkate vâris olur. Soy nesebi olmayan birisi bir mal üzerinde hak iddia edince nasıl mal sahibine ve vereselerine ihânet etmiş sayılırsa, ilimde nesebi olmayan birisinin de bu alanda söz sahibi olduğunu iddia etmesi bize tevârüs edegelen ilim ve fikir mirasına ihânet etmiş sayılır.

Ulemâ bu neseble kendisini ilimde ve fikirde Allah Rasulü’ne ﷺ nisbet etmiştir. Böylelikle de zındıkların, facirlerin, fâsıkların, başlarına sarık koyarak Müslümanları aldatan münâfıkların önüne geçmiştir. Bu nesebin en müşahhas şâhidi ise icazetlerdir. Hayatlarını talebelerine vakfeden ulemâ eğer onu bu ilimlerin tedrisine ehil görürse ona eğitim izni yani icâzet verir. İcazet, İmam Nevevî’nin ifadesine göre tarlayı sulayan arkı ifade eder. Suya ihtiyaç duyan ekinleri sulayan arklar gibi hoca da talebesinin ilmi susuzluğunu giderir.

Hadis rivâyet geleneği, Peygamber’den müşâhade edilen ve işitilen ahvâl ve akvâli ashâbın aktarması sonucu ortaya çıkmıştır. Bu ilim ashâbdan tâbiûna, tâbiûndan da tebeu’t-tâbiine aktarılarak Allah Azze ve Celle’nin sadece bu ümmete nasib ettiği isnad sistemi oluşmuştur. Abdullah İbn Mübarek de “İsnad dindendir. Eğer bu sistem olmasaydı her rastgelen kişi her aklına eseni rivâyet ederdi.” diyerek bu sistemin âdeta ilmin muhâfızı olduğunu vurgulamıştır.

Hadis, sened ve metinden oluşur. Sened, metnin hangi râviler aracılığı ile geldiğinin belgesidir. Bir ravinin diğerinden alması ve nakletmesi şartıyla hadisi rivâyet eden şahısların Allah Rasûlü’ne ﷺ kadar uzanmasıdır. “Falan filandan, o da filandan rivâyet etti.” şeklinde râvileri tesmiye etmeye ise isnad denir.

İlmin muhâfızı olan bu muazzam sistemde ulemâ, Allah Rasûlü’ne ﷺ daha yakın bulunan kişiyi görüp ondan hadis dinlemek için uzun ilmi rıhleler yapmışlardır. Çünkü böyle bir isnada “âli isnad” denilir. Bundan dolayı “âli isnad” “nâzil isnad”dan daha mûteberdir. Ahmed b. Hanbel “Âlî isnad”ın seleften kalan bir ilim olduğunu belirtmiştir. Yine ölüm döşeğindeki Yahya b. Maîn’e ne arzuladığı sorulduğunda “boş bir ev ve âlî isnad” şeklinde cevap vermiştir.

Bütün bu ilmi mülâhazaları göz önünde bulundurarak son iki yüz yıldır hadis alanında fevkalâde atılımlar gerçekleştiren Hindistan Müslümanlarına ilmi rıhleler gerçekleştirdik. Eşine az rastlanacak âli isnad sahibi allâmelerin dizinin dibine oturma, onlardan hadis dinleme ve icâzet alma fırsatı bulduk. Bunlardan bazılarını burada hocaları ile birlikte zikretmek istedim.

Muhammed er-Rabi’ el-Haseni en-Nedvi:

1929 da Hindistan’ın en önemli ailelerinden birinde dünyaya geldi. Çünkü dayısı Hint Alt Kıtası denildiğinde akla gelen birkaç kişiden birisi olan Ebu’l-Hasan en-Nedvi’dir. Muhammed er-Rabi’ de tıpkı dayısı gibi ulûmu şer’iyyenin dışında edebiyat, tarih, coğrafya alanlarında da behresi olan bir mütefekkir. Çocukluğundan îtibaren dayısının terbiyesinde neşv-ü nemâ bulmuştur. Kardeşi Muhammed Hamis el-Vadıh el-Haseni ile bir odayı paylaşıyorlar. Babaları Muhammed ismini çok sevdiği için beş oğluna da Muhammed ismini vermiş. Hayatta sadece dördüncü ve beşincisi kalmış. Dayısı Ebu’l-Hasan en-Nedvi’nin vefatından sonra 2000 yılında Nedvetu’l-Ulemâ’nın başkanlığına seçilmiştir. Bizim ifademizle üniversite rektörü. Arapça ve Urduca oldukça fazla eser telif etmiş. Târihu’l-Edebi’l-Arab, el-Edebu’l-İslâmi ve Sılatuhu bi’l-Hayat, Vâkıu’s-Sekâfeti’l-İslâmi, Resailu’l-A’lam, Beyne’t-Tasavvuf ve’l-Hayat, Fî Zilâli’s-Sîret başlıca Arapça eserleridir. Muhammed er-Rabi kütüb-i sitte’yi dayısı Ebu’l-Hasan en-Nedvi’den okuyarak ondan umûmi icâzet almış. Şah Veliyullah ed-Dıhlevi’nin el-Fazlu’l-Mübîn min hadisi’n-Nebiyyi’l-Mubin, ed-Dürrü’s-Semin fi mübeşşirati’n-Nebiyyi’l-Emin ve en-Nevâdir mine hadisi seyyidi’l-Evâhiri ve’l-Evâil kitaplarını ise Zekeriyya Kandehlevi’den okumuş. Bunun yanında Muhaddis Abdu’l-Fettah Ebu Gudde’nin Nedvetu’l-Ulemâ’yı ziyareti esnasında da ondan icâzet almış.1800 lü yılların sonlarına doğru kurulan ve allâmeleri yetiştiren Nedvetu’l-Ulemâ’ya girdiğimizde çok yumuşak bir rüzgar bizi karşıladı. O rüzgarı biz Rektör Muhammed er-Rabi’nin bizzat odasında da temaşa ettik. Bu rüzgar tevâzu rüzgarı idi. Son derece mütevâzi odasında bizi karşıladı. Dayısının Osmanlı’ya hayranlığı ona da yansımış. İmam Buhârî’nin ilk hadisini kendisine okuduk. Duası ile birlikte icâzetle odasından ayrıldık.

Allâme Muhammed Yûnûs el-Conpuri

1936 yılında doğan ve Saharenfur’da Mevlana Mazhar Nanotevi’nin kurmuş olduğu Mazâhiru’l-Ulûm’un baş hocalığını yapan Muhammed Yûnûs el-Conpuri, Muvatta’nın şerhi Evcezu’l-Mesâlik adlı kitabın müellifi Zekeriyya Kandehlevi’nin hayatta kalan en son talebelerindendir. Zekeriyya Kandehlevi’nin uzun müddet yanında bulunup, kendisinden Buhârî’yi, Müslim’in mukaddimesini, Ebû Dâvûd’un yarısını okumuş ve dinlemiştir. Aynı zamanda Hind kıtasının büyük ulemâsından da dersler okumuş ve meşhûrmuhaddis Ebu Gudde’nin de icâzetli talebesidir. Zamanımızda Buhârî’yi şerhleri ile beraber en iyi tanıyan allâme olarak bilinen Yûnûs el-Conpuri altmışa yakın defa Buhârî’yi okutmuş. Yanına girdiğimizde oturma güçlüğü çektiğinden dolayı sağ tarafına yatarak mütalaa ettiğine şahid olduğumuz seksenine ulaşmış bu allâme; zühdü, takvası ve Efendimizin ﷺ sünnetine mülâzemeti ile iştihar etmiş. İlmi evliliğe tercih eden ulemâ kadrosundan olması ve dünyaya kıymet vermemesi bakımından sanki İmam Nevevî’nin temessül etmiş hâliydi. Bu mübarek zat, kendisinin de ifadesi ile Allah Rasûlü ﷺ ile arasında on sekiz kişi olması bakımından da ayrıca âli isnad sahibi birisidir.
İcâzet istediğimizde talebelerine kendisini doğrultup oturtmalarını isteyen böylelikle de Buhârî okunurken ona karşı edepli olmamızı bize lisân-ı hâliyle öğütleyen muâsır ulemâ kadrosunun son bâkiyesi olan bu allâmenin huzûrunda hadis okuduk. Duasını ve icâzetini alarak yanından ayrıldık.

Muhammed Salim
el-Kasımi ed-Diyobendi:

Hint Alt Kıtası’nın en büyük ilmi kuruluşu olan Daru’l-Ulûm Diyobend Medreseleri’nin münşîsi Muhammed Kasım Nanotevi’nin torunu olan Muhammed Salim el-Kâsımi, Sehârenfûr’da 1926 yılında doğmuş. 1947 yılında Diyobendî Medreseleri’nin en yüksek düzeyli hocası olmuştur. Allâme İbrahim Bilyavi, Şeyhu’l-Hadis Mevlana Fahru’l-Hasen, Zekeriyya Kandehlevi ve babası Mevlana Mukri Muhammed Tayyib el-Kâsımi hocalarından bazılarıdır. Hint Kıtası’nda bir çok müessesede başkanlık, üyelik yapan Salim el-Kâsımi Diyobend Medreseleri’nin de başkanlığını yapmıştır.

Türkiye’ye karşı fart-ı muhabbeti olan Muhammed Salim el-Kâsımi’nin yanına girdiğimizde yatağın içinde sırtını yastığına dayamış bir hâlde ders çalıştığını müşahade ettik. O hâliyle bize hadis okutup bu ilimlerin insanlığın kurtuluşuna vesîle olacak şekilde intişârını sağlamamız temennisiyle bizlere icâzet verdi.

Allâme İftihar
Hasan el-Kandehlevi:

Zekeriyya Kandehlevi’nin ailesinden olan ve aynı evde yetişen İftihar el-Kandehlevi doksanı mütecâviz yaşında. İlk icâzetini aynı zamanda Allâme Enver Şah Keşmiri’nin de arkadaşlarından olan Suadet Han ed-Diyobendî’den almış. Sahîh-i Buhârî’nin birinci cildini ve Ebû Dâvûd’u Zekeriyya Kandehlevi’den, ikinci cildini ise Abdullatif el-Burgazvi’den, Sahih-i Müslim ve Muvatta’yı Muhaddis Es’adullah Ramefuri’den okumuş. İftihar el-Kandehlevi’nin oğlu da aynı zamanda ilimle iştigal ediyor. Çok sayıda Urduca telifatı mevcut. Özellikle tarihle ilgilenen Nuru’l-Hasen Raşid el-Kandehlevi Osmanlı Tarihi ve hilâfetin ilgası ile alâkalı bize çok müfid bilgiler verdi. Evvela kendisinden icâzet istedik fakat “Benim salâhiyetim yok sizi babam İftihar el-Kandehlevi’nin yanına götüreyim.”dedi. Odasına girdiğimizde bizi görünce yanındakilerine kendisini doğrultmalarını istedi. Kendisine hadis okuduk. Hayır dualarla ve icâzetle yanından ayrıldık.

Üstad Doktor
Saîdu’l-A’zâmi en-Nedvi:

1955 den îtibaren yayınlanan El-Ba’su’l-İslâmi adlı derginin başkanlığını yürüten Saîd el-A’zâmi aynı zamanda Nedvetu’l-Ulemâ’nın da hatibi olarak biliniyor. Ebu’l-Hasan en-Nedvi’nin de icâzetli talebesidir. Kütüb-ü Sitte’yi Hint Alt Kıtası’nın büyük muhaddisi Habibu’r-Rahman el A’zâmi, babası Enver Şah Keşmiri’nin de talebesi olan Muhaddis Şeyh Muhammed Eyyub el-A’zâmi ve Allâme Muhammed Zekeriyya el-Kandehlevi’den okumuştur. 1957 de Bağdat’a gidip Doktor Takiyu’d-Din el-Hilâli el-Merakişi’den ders okuyup icâzet almıştır. Arapça ve Urduca bir çok eser kaleme almıştır. Saatun mea’l-Ârifin, ed-Da’vetu’l-İslâmiyye Müncezatun Müşkilatun ve Turûku’l-Mua’lece, Şuarau’r-Rasûl fi davi’l-Vaki’ ve’l-Gariz başlıca Arapça eserlerindendir.

Üstad’ın çalışma odasına girdiğimizde ilerlemiş yaşına rağmen masasında ders çalışır hâlde bulduk. Kendisine Ebu Dâvûd ve Tirmizî’nin rivâyet ettiği “Merhamet edenlere Allah da merhamet eder. Siz yerdekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin.” hadisini okuduk. Üstad hayır dualarda bulunup bizi icâzetle şereflendirdi.
İslâm’ı; Rasûlüllah’ın ﷺ talebeleri olan Ashâb-ı Kirâm’dan müteselsilen bize ulaştırarak senet sistemini sadece bu ümmete nasip edip, dinden olmayanın dîni tahrif etmesine engel olan kudret ile, İngilizler’in 1850 yıllarında sömürmeye başladığı Hint Alt Kıtası’nın insanları arasından İslâm’ın bayrağını dalgalandırma şerefine nâil olan büyük bir fakirlik ve yokluğun içinden muazzez allâmeleri çıkarıp da dinini koruyan kudret aynı kudrettir. İsnadın dinden olduğunu dinin sahibi bize bu vesîle ile tekrar gösterdi.

Bir cevap yazın