ÜMMETİN ANNESİ ÂİŞE (r.anha)

İnsanlığa yön veren, şuur aşılayan çok önemli olaylar ve şahsiyetler vardır. Anneler bu destanları ve bu büyük kahramanları anlatarak büyütürler çocuklarını. Herkesin ışıklarını kapattığı zamanlarda gözyaşları ile Kâinatın Sahibine yalvarır ve “benimde çocuğumu bu kahramanlara benzet Allah’ım” diye dua ederler. Onların isimleri ile çocuklarını tesmiye eder, gece kulaklarına onların destanlarını ninni diye okurlar. Âişe validemiz de bu kahramanlardan birisi olup İslâm Sarayının baş tacı bir annemizdir.

Bu makaleyi kaleme almamın birkaç sebebi var. Bunlardan birincisi hiç şüphesiz Hz. Âişe validemizin ilmi konumuna ve Allah Rasûlü Aleyhisselam’ın kendisine olan fartı muhabbetine dikkat çekmek. Bir diğer sebebi ise İslam Tarihinin en zeki kadınlarından biri olan ve buna bağlı olarak da fıkıh, hadis ve tefsir alanında müracaat kaynağı olan bu denli önemli bir şahsiyetin evlilik yaşının bütün ilmî birikiminin önüne geçirilerek ya karalanmaya ya da reaksiyoner bir tepkiyle savunmaya bağlı olarak önemli birçok rivayetin ne yazık ki reddedildiğini bahis mevzu etmek. Çünkü son yüzyılda oryantalistler tarafından gündeme getirilen bu mesele Allah Rasûlü Aleyhisselam’a hakâret odaklı yapılmıştır.[1]Oryantalist çalışmaların yapılış amaçlarını da izhar etmesi bakımından bu mesele ayrıca çalışılması gereken önemli bir meseledir. Bugün birçok hanım kardeşimiz Hz. Âişe’nin evlilik yaşını konuşmaktan onun fakâhatini konuşmaya ve O’nu örnek almaya fırsat bulamamaktadır. O’nu örnek almak bir tarafa evliliğini konuşup deist ya da ateist olabilmektedirler. Yani bu makale İmam hatipte dört kızını okutarak ikisini ateizme kurban verip birini kurtardıktan sonra dördüncü ve en küçük kızını kurtarmak için feryat eden bir babanın acılarını duyduktan sonra yazılmış bir makaledir.

İslam Kadınlarının Üsve-i Hasenesi

İslam Tarihinde ilimde, fikirde, takva ve zühdde en önde gelen kadınları sayacak olsak(olursak) şüphesiz bunların başında Kur’an-ı Hakîm’in bize “Mü’minlerin Annesi” olarak haber verdiği Hz. Âişe (r.anha) gelecektir. Allah Rasulü (sallallahu aleyhi vesellem ) ile -en sahih görüşe göre- dokuz sene geçirmesine rağmen İslam Fıkhının önemli bir bölümünü onun rivayetleri üzerinden öğreniriz. O, Hz. Peygamber’in evini, arkadaşlarını, mescidini, ibadetlerini, nasıl bir eş, nasıl bir baba ve nasıl bir peygamber oluşunu kendisinden öğrendiğimiz muazzam kadın. Âişe validemiz sevgililer sevgilisinin eşi, Ebubekir (r.anh)’in kızı, Ümmet’in annesi ve kıyamete kadar gelecek bütün kadınların “Üsve-i Hasene”sidir. Hem çok zeki hem de güçlü bir hafızaya sahipti. Tartışmasız bir şekilde ümmetin en fakihe kadını olan Hz. Âişe (r.anha)’nin[2]  rivayet ettiği hadis 2210’dur. Bunlardan Buhârî ve Müslim’in rivayetleerinde rivayet ettikleri 297 hadisin 174’ü her iki eserde, 54’ü sadece Buhârî’de, 69 da yalnız Müslim’de yer almaktadır.[3] 14 asırdır bu rivayetler esas alınarak Hz. Âişe annemiz hakkında binlerce çalışma yapılmış başta Müslüman kadınlar olmak üzere kıyamete kadar gelecek tüm nesillere nümûne-i imtisal olduğuna vurgu yapılmıştır. Hişam b. Urve babası Urve b. Zübeyr’den şöyle bir söz nakleder: “Fıkıh, tıbb ve şiir ilmini bunun yanında helal ve haramı da Âişe’den daha iyi bilen birisini bilmiyorum.”[4] Mekke’nin imamı Ata b. Ebi Rebah’ta “O’nun insanların en alimi, en fakihi ve görüş olarak da en sağlamı olduğunu haber vermiştir.”[5] Ashabın en zor meselelerde müracaat kaynağı idi. Mesruk “Ben Sahabe’nin büyüklerinin Âişe’ye feraiz ilmini sorduklarını gördüm” der.[6]  İbn Şihab ez-Zühri de “Eğer Âişe’nin ilmiyle bütün kadınların ilmi bir araya getirilse, Âişe’nin ilmi daha ağır basar.” demiştir.[7] Çünkü O anlamadığı her meseleyi tereddüt etmeden Allah Rasulü Aleyhisselam’a sorardı. O kadar zekice sorular sorardı ki onun vesilesi ile başta ashab-ı kiram olmak üzere sonraki nesiller de İslamî ilimlere büyük vukûfiyetler kesbetti. Çok defa vahyin nüzulüne şahitlik etti. Allah Rasulü’nden çok sayıda hadis rivayet etti. Muksirun diye literatüre geçen Sahabe kadrosunda tek kadın olarak yerini aldı. Allah Rasulü’nden aldığı ilim ile kadınlara dair hükümlerin tamamına yakınını hemcinslerine anlatarak ümmetin kıyamete kadar konuşacağı en zeki kadın muallimi oldu. Küçük yaştan itibaren İslam’a meftun olarak yetişti.  İlk olarak Sıddıkiyet makamının baş tacı olan babası ve Allah Rasulü’nün “Cennet Hûrisi”[8] diye tesmiye ettiği annesinin gözetiminde yetişti. Daha sonra kâinatın en sevgili insanının evine gelin oldu. Bu eve ilk bekar olarak gelen de yine o oldu.[9]  Allah Rasulü’nün kendisine karşı muhabbeti o kadar fazlaydı ki Cennette de onunla beraber olacağını haber verdi.[10]Hatta Âişe’ye olan sevgisini güzel bir teşbihle ortaya koyar ve şöyle derdi: Âişe’nin diğer kadınlara üstünlüğü tirit yemeğinin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.”[11]  Bütün bu özellikleri O’nu diğer bütün annelerimizden ayırdı. Kendisi de bu özelliklerini şöyle sayardı: Ben Allah Rasulü’nün nikahlıları arasında tek bakire olanım. Anne ve babası muhacir olan bir kadınım. İfk Olayında Allah benim beratimi semâdan indirdi. Ben Allah Rasulü’nün yanında iken vahiy alırdı. Ben ve O tek bir kaptan yıkanırdık. Ben O’nun önünde yatarken O namaz kılardı. Başı benim göğsümün üzerinde iken vefat etti ve benim odama defnedildi.[12] Allah Rasulü Aleyhisselam Âişe’ye olan sevgisini her fırsatta dile getirir soranlara da bunu açıkça söylerdi. Bir gün Amr b. Âs, Allah Rasulü’ne, “İnsanlar içinde kim size daha sevgili?” diye sorunca, “Âişe” buyurdu. Erkekleri kastediyorum deyince, “Onun Babası” yani Ebu Bekir cevabını verdi.[13]

Kadınların Allah Rasulü Aleyhisselam’a sorup öğrenmeye çalıştıkları hususi meseleleri Hz. Peygamber onun aracılığı ile kadınlara tebliğ etti. Her ne kadar ensar kadınlarının hayasının ilimlerine engel olmadığını[14] bilsek de Allah Rasulü kadınlara ait hususi meseleleri anlatmada Âişe validemizden yardım talep ederdi. Allah Rasulü vefat edince kendisine olan ihtiyaç had safhaya çıkmıştı.

Bakış Açısı

Yukarıda da izah ettiğim gibi Allah Rasulü’nün Aişe validemiz ile evliliği meselesini son yüz yılda Avrupa değerleri muvacehesinde değerlendiren oryantalistler Allah Rasulü’ne ve ailesine hakarete varacak ifadeler kullanmışlardır. Bugün Avrupa’nın değerleri maalesef mutlak doğrular olarak görüldüğünden dolayı Avrupa’nın doğru gördükleri doğru, yanlış dedikleri yanlış olarak algılanmaktadır. Bir asır önce normal olan durumlar bugün Avrupa’nın dayatması ile pekâlâ yanlış olabilmektedir. Bu da bize bir asır sonra daha nice doğrularımızı kurban verip yanlışları doğru kabul edeceğimizi göstermektedir. Avrupa ve kıymetli (!) bilim adamları olan oryantalistlerin bu dayatmalarına verilen reaksiyoner tepkiler doğal olarak bizde rivayet inkârına sebep olmuştur.

Oryantalistlere malzeme olacak diye rivayet inkârına kalkışmanın zararlarından bahsetmeye gerek yoktur. Fakat kaynaklarımıza oryantalist bakış açısıyla yaklaşmanın zararlarını birçokları bilmiyor ve bilmemekte de ısrar ediyorlar. Oryantalistlere malzeme olacak rivayetleri saymaya kalksak bırakın sünneti Kur’an-ı Hakim’den de vazgeçmemiz gerekebilir.. Dolayısıyla Müslümanca bir bakış ile bu kaynaklara göz atarsak onları okurken bazen duygulanır bazen güler bazen de gözyaşı bile dökersiniz. Münafıklar Hz. Âişe’ye iftira attıklarında günlerce gözyaşı döken annemizin o yaşadıklarını tarih kitaplarından okusanız belki siz de gözyaşlarınıza hâkim olmazsınız. O gün de birtakım Müslümanlar bu iftiraya inanırken kimisi de Âişe validemiz ile beraber oturup gözyaşı dökmüşlerdi. Her ikisi de aynı haberi alıyor birisi o haberi tasdik ederken bir diğeri gözyaşı dökerek reddediyordu. Oryantalizma Hz. Peygamberin peygamberliğini ve Kur’an-ı Hakîm’in doğruluğunu tartışan bir kurum olduğu için bir oryantaliste Allah Rasulü’nün Hz. Âişe validemizle evliliğinin ilahi bir yönünün olduğundan bahsetmek abesle iştigal olacaktır. Onlar için Rasulullah’ın Aişe validemizi rüyasında görmesi, 9 ya da 10 yaşlarında bir kızın ümmetin annesi vasfını kazanması, kıyamete kadar gelecek bütün kadınlara güzel bir örnek olması ya da diğer önemli hususiyetlerin hiçbir önemi yoktur. Onların bakış açısına göre 53 yaşında yaşlı bir adam 9 yaşında küçük bir kız çocuğu ile evlenmiştir.[15] Ama şuurlu bir Müslüman olaylara bu bakış açısı ile yaklaşamaz. Eğer oryantalist değer yargıları ile yaklaşacak, bugünün örfü ile değerlendirecek olursak Rasulullah’ın bütün evliliklerini problemli görmek zorunda kalırız. Mesela 14 defa evlenmesini açıklamaya kalksak nasıl izah ederiz. Evet, birtakım hikmetler sayarız ama bunu kaç Müslüman kabul eder. Fakat “O, Allah’ın Peygamberidir. Rabbinin gözetimindedir. Ne yaptıysa doğru yapmıştır.” anlayışını kazanır bundan sonra rivayetleri sahih sakim diye tenkit edersek o zaman hakikate ulaşırız. Aksi takdirde bugün biz birçok rivayeti oryantalistlere ya da onlara kendisini kaptırmış olanlara izah etmemiz söz konusu bile değildir. Mesela Buhâri’nin şu rivayetini nasıl anlamalıyız?

Rasûlullah Aleyhisselam Âişe Validemizi Rüyasında Gördü

Bir gün Rasulullah Aleyhisselam Hz. Âişe’ye: “Sen bana rüyamda üç gece gösterildin. Bir melek senin sûretini ipek bir kumaş üzerinde taşıyor ve: ‘Bu senin zevcendir.’ diyordu. Örtüyü açınca seni gördüm. Eğer bu Allah’tan ise onu muhakkak gerçekleştirecektir, dedim.” buyurmuştu.[16] Oryantalist nazarı ile baktığınızda bu rivayet Hz. Âişe’nin evliliğinin meşru olduğunu göstermek için güzel bir kılıf olarak uydurulmuş olmalıdır dersiniz. Bu bakış açısı Kur’an’ı da zan altında bırakır. Mesela Zeyneb binti Cahş validemizin evliliğine Kur’an-ı Hakim’in müdahale ettiğini biliyoruz. Allah Teala şöyle buyuruyor: “Hani sen Allah’ın kendisine nimet verdiği, senin de (azat ederek) iyilikte bulunduğun kimseye, “Eşini nikâhında tut ve Allah’tan sakın” diyordun. Allah’ın ortaya çıkaracağı bir şeyi içinde gizliyor ve insanlardan çekiniyordun. Oysa kendisinden çekinmene Allah daha lâyıktır. Zeyd, eşinden yana isteğini yerine (eşini boşayınca), onu seninle evlendirdik ki, eşlerinden yana isteklerini yerine getirdiklerinde (onları boşadıklarında), evlatlıklarının eşleriyle evlenmeleri konusunda mü’minlere bir zorluk olmasın. Allah’ın emri mutlaka yerine getirilmiştir.[17] Allah Azze ve Celle bu ayette bize Zeyd b. Hârise’nin ismini vererek hanımını boşamasından ve boşadıktan sonra bizzat kendisinin boşanmış olan Zeyneb ile Allah Rasulü’nü evlendirdiğinden bahsediyor. Eğer Müslümanca bir bakış açınız yoksa bu ayette pekâlâ uydurulmuş bir kılıf olarak görülebilir.

Ashab-ı Kiram Allah Rasulü Aleyhisselam’a ikramda bulunmak istediklerinde genelde Âişe validemizin yanında oluğu zamanları gözetler o gün hediye verirler ya da ikramda bulunurlardı. Ezvâc-ı Tahirat bundan rahatsızlık duyup Ümmü Seleme validemizi Rasullullah’a göndermişlerdi. Ümmü Seleme ise “Ya Rasulellah! İnsanlara deseniz de siz neredeyseniz hediyelerini oraya getirseler. Sadece Âişe’nin yanında iken size ikram ediyorlar” deyince Allah Rasulü cevap vermedi ve Ümmü Seleme annemiz üç defa sorduğunda ise “Âişe hakkında bana eza etmeyin. Vahiy bana eşlerimden sadece Aişe’nin yanındayken geldi.” buyurmuştur.[18]Zehebî bu rivayeti aktardıktan sonra der ki: “Rasullullah Aleyhisselam’ın bu cevabı Hz. Âişe’nin diğer annelerimize üstünlüğü ilahi bir durumdur ve ona karşı muhabbetinin de arkasında bu ilahi durumun bir etkisi vardır.” der.[19] Cibril-i Emin’in de kendisine selam söylemesi bunun bir tezahürüdür.[20] Âişe validemizin diğerlerine üstünlüğünün ve Allah Rasulü’nün her fırsatta bunu dile getirmesinin arka planını başka türlü nasıl izah edebiliriz? Kıyamete kadar gelecek olan kadınlara hem anne hem öğretmen olacak olan birisi küçük yaşta Allah Azze ve Celle’nin gözetiminde Allah Rasulü ile evlendirilmişse bunu tartışmanın, bundan dolayı oryantalist oyunlara gelip bunu imani bir mesele yapmanın bir anlamı olabilir mi?

Kaç Yaşında Evlendi?

Âişe Annemizin evlilik yaşı ile ilgili şunları söyleyebiliriz: Hz. Âişe’nin evlilik yaşı hususunda kaynaklarımızda sahih olarak geçen bir rivayet onun 6 yaşında iken nişanlandığı ve dokuz yaşına geldiğinde Rasulullah ile evlendiği şeklindeki rivayettir.[21] Bunu yanında bazı kaynaklarda 7 yaşında nikah 10 yaşında evlilik olduğu da geçmektedir.[22] Sadece tarih kaynaklarında değil hadis kaynaklarında da bu durum çok açık bir şekilde vurgulanmıştır. Bunun yanında bazı farklı yorumlarda yapılmaktadır ki bu yorumların tamamının mezkûr rivayetleri göz ardı eden zorlama yorumlar olduğunu belirtmeliyiz. Bu yorumlardan bazıları Hz. Âişe’nin evlenme yaşını 17-18’e çıkartan görüşü savunup yukarıdaki sahih rivayetlerin tarihi gerçeklere aykırı olduğunu öne sürmektedir.[23] Bazıları da Hz. Âişe’nin baba bir ablası Esmâ’nın hayatından bahsederek Esmâ’nın yüz yaşına baliğ olduğunu ve Âişe validemizden on yaş büyük olduğunu beyan etmektedir. Dolayısıyla Esma yüz yaşında vefat ettiğine ve Hz. Âişe’den de on yaş büyük olduğuna göre Esmâ’nın hicret anında yirmi yedi yaşında olması gerekir. Ablasının Hz. Âişe’den on yaş büyük olduğunu da göz önünde bulundurarak Hz. Âişe’nin hicrette on yedi yaşında olması gerekir, demektedirler.[24]

Burada bütün rivayetleri reddedip savunmacı bir refleksle Hz. Âişe’nin yaşını ne kadar büyütürsek büyütelim 17 ya da 18 yaşına kadar çıkarabiliriz. Eğer konuşanları susturmak amacı ile bu işe giriştiysek muvaffak olamayacağımızı söylemek durumundayız. Çünkü 53 yaşındaki birisinin 10 yaşındaki bir kızla evlenmesine tepki gösterenler 17 yaşındaki birisi ile olan evliliğinde sükût etmeyeceklerdir. Bunun yanında on dört asırlık İslâm Tarihi’nde Allah Rasûlü’nün bu evliliği öne sürülerek büyük erkeklerin küçük kızlarla evliğinin sünnet olduğunu söyleyen bir tane İslâm âlimi çıkmamıştır Dolayısıyla rivayetler üzerinde operasyona gerek olmadığını, bu hususu Ebu Cehil ve avânesinin bile gündeme getirmediğini bilmemiz gerekir. Eğer gündeme getirip de Allah Rasülü ve onun tertemiz ailesi hakkında ileri geri konuşsalardı Kur’an-ı Kerîm, Zeynep binti Cahş ile olan evliliğinde ve İfk Olayında Allah Rasulü ve ezvacı tahiratın durumu ile ilgili ayet indirerek müfterileri lanetlediği gibi bu hususta da ayet indirip lanetleyecekti. Dolayısıyla dillerimizi oryantalizma yalanlarına bulaştırıp ateizma çukuruna düşmek yerine Allah ve Rasulü’ne kayıtsız şartsız teslim olmak gerektiğini aklımızdan çıkarmayalım. Yoksa İnsanlığın ilim, fikir ve hareket ehramının zirve noktasında ümmetin kadınlarına üsve-i hasene olan bu muazzam insanın örnekliğinden mahrum kalırız.


[1]-Mevdûdî, Tarih boyunca Tevhid Mücadelesi ve Hz. Peygamber, Çev. Ahmet ASRAR, İstanbul, 1984, 2, 533; Abbott, Nabia, Hz. Muhammed’in Sevgili Eşi Âişe, Çev. Tuba A. Hasdemir, Yurt-Kitap Yayın,

Ankara 1999, s. 28.

[2]-ez-Zehebî, Siyeri ‘Alami’n-Nübelâ , 2, 135.

[3]– ez-Zehebî, Siyeri ‘Alami’n-Nübelâ , 2, 139.

[4]-Hakîm, el-Müstedrek, 6733.

[5]-İbn Hacer, el-İsâbe fî temyîzi’s-sahabe, Dâru’l-marife, Beyrut, 2004, 4, 2574.

[6]-İbn S’ad, et-Tabakâtu’l-Kübrâ, Dâru’l-Kütübi’l-‘İlmiyye, Beyrut, 1990, 8, 52.

[7]– İbn Hacer, el-İsâbe, 4, 2574.

[8]-İbn S’ad, et-Tabakâtu’l-Kübrâ, 8, 216; İbnü’l-Esîr, Usdu’l-Ğâbe, Daru’l-Fikr, Beyrut, 1989, 6, 331.

[9]-Bilindiği üzere Allah Rasulü Aleyhisselam’ın bütün evlilikleri dul ve yaşlı olan kadınlarla olmuştu. Mariye (r.anha) hariç. Onunla cariye iken evlenmişti.

[10]-Buhârî, 3772; Tirmizî, 3880; Hâkim, el-Müstedrek, 6743.

[11]-Buhârî, 3411; Müslim, 2446.

[12]-İbn S’ad, et-Tabakâtu’l-Kübrâ, 8, 50; Ez-Zehebî, Siyeri ‘Alami’n-Nübelâ, Müessesetü’r-risale, Beyrût, 2014, 2, 141; İbn Hacer, el-İsâbe, 4, 2575.

[13]-İbn S’ad, et-Tabakâtu’l-Kübrâ, 3, 131; ez-Zehebî, Siyeri ‘Alami’n-Nübelâ, 2, 142.

[14]-Müslim, 332.

[15]-Abbott, Nabia, Hz.Muhammed’in Sevgili Eşi Âişe, Çev. Tuba A. Hasdemir, Yurt-Kitap Yayın,

Ankara 1999, s. 28.

[16]-Buhârî, 3895; Müslim, 2438. Buhari rivayetinde “iki defa gösterildin” ve melek yerine “bir adam” ifadesi yer almaktadır.

[17]-Ahzab, 33//37.

[18]-Buharî, 3775; Tirmizî, 3879.

[19]– ez-Zehebî, Siyeri ‘Alami’n-Nübelâ , 2, 143.

[20] Buhârî, 6249; Tirmizî, 3881.

[21]-Buhârî, 3894; Müslim, 1422; Ebu Davud, 2121; İbn S’ad, et-Tabakâtu’l-Kübrâ, 8, 47; ez-Zehebî, Siyeri ‘Alami’n-Nübelâ, 1, 229.

[22]-Ahmed, Müsned, 26397; Müslim, 1422; İbn S’ad, et-Tabakâtu’l-Kübrâ, 8, 65

[23]-Abbas Mahmud el-Akkad, es-Sıddıkatü bintü’s-Sıddık, Mektebetü’n-nûr, Kahire, 1963, 39; Zekai KONRAPA, Peygamberimiz İslam Dini ve Aşere-i Mübeşşere, Fatih Yayınevi, İstanbul, 478.

[24]-Seyyid Süleyman Nedvî, Hazreti Âişe, Çev. Ahmet Karataş, Timaş Yayınları, İstanbul, 2004, s. 21

Bir cevap yazın