BEKÇİ UYUYA MI KALDI?

Beynelmilel arenada söz sahibi olmak isteyen Yahudi, ümmeti harekete geçirecek yapıları dâhilde ve hariçte yıkabilme adına Hulefâ-i Râşidin Döneminde İbn-i Sebe ile başlattığı fitne ve nifak operasyonlarını târih boyunca aynı cehd ve gayretle sürdüregelmiştir. Hz. Osman’ı şehit eden, Ali ve Muaviye (r.anhüma) arasında bir daha söndürülemeyecek fitne ateşini yakan, Kerbelâda Şia tohumunu ekip ümmeti içinden çıkılmayacak bir anafora sürükleyen hep aynı zihniyettir. Üstad Necip Fazıl bu fitneyi bize, “Onlar, yumurtalarını pişirmek için, dünyayı ateşe vermekten çekinmeyen lanetlilerdir.” şeklinde tavsif eder.

Ümmet-i İslâm Üzerindeki
Müessir Makam: Hilâfet

Mevzû İslâm olunca zaman ve mekâna göre şahsiyet değiştirebilen ve herkesle her türlü karanlık ittifaklar kurabilen rahmet ve bereketten uzak bu mahlûklar aynı oyunu Devlet-i Âliye’nin son dönemlerinde de oynadılar. Evet, bu sefer sahneye İngilizlerle çıkıyorlardı. Çünkü hasta da olsa varlığını sürdüren bu son İslâm Devleti hem Yahudi’nin Ortadoğu projesine hem de İngilizlerin çıkarlarına uymuyordu. Amaçlarına ulaşabilmeleri için İttihâd-ı İslâm fikrini Müslümanların zihinlerinden söküp atmalıydılar. Osmanlı hasta yatağında yatıyor olsa da onu tekrar ayağa kaldıracak bütün âmiller yok edilmeliydi. Osmanlı’nın İslâm Âlemi’ndeki nüfûzunun yok olması da ancak Hilâfet Makâmı’nın ilgâsı ile mümkündü. Bu makâmın Ümmet-i İslâm üzerinde ne denli müessir olduğunu belki de Yahudi kadar kimse bilemezdi. Eğer bugün Müslümanlar olarak Hilâfet’in bu te’sir gücünü kavrayabilseydik bütün gayretimizi ve çabamızı bu noktada teksif ederdik.

Hilâfet Tekrar Uyanır Mı?
Mes’eleyi şöyle bir örnekle tavzih edebiliriz: Bir insana yıllarca komplo kurarsınız fakat yine de onu alt edemezsiniz. Bu şekilde alt edemeyince devreye îtibarsızlaştırma argümanlarını koyarsınız ve sonunda da etkisiz hâle getirirsiniz. Fakat onun dirisi gibi ölüsü de tehlike arz eder sizin için. Tekrar uyanmasından korktuğunuz için o cesedi ya yok eder ya da bir kabre koyar başına bir adam dikersiniz. Evet Yahudi, Hilâfet Makâmı’nı ortadan kaldırmak için asırlar boyu uğraştı. Cumhuriyet’e kadar onu yok edemedi fakat îtibarsızlaştırdı ve tarafından Muvazzaf Subaylar eliyle onu defnetti. Ulemâ-yı İstiklal Mahkemeleri ve neticesinde kurulan darağaçları ile susturan bu karanlık yapı, Hilâfet bir gün tekrar başımıza bela olur korkusu ile o makberin başına münavebeli olarak bekleyen bekçiler dikti. Kimi zaman Kemalistler, kimi zaman Liberaller, kimi zaman da -farkında ya da değil- cahil Müslümanlarla beklediler bu kabri. Yahudi’nin sönme bilmeyen kin ve nefretiyle tutuşturulan bu fitne ateşinin gün geçtikçe arttığını görüyoruz. İmam Müslim’in rivâyet ettiği bir hadiste Allah Rasûlü ﷺ bu fitneyi şu ifadelerle ümmetin nazarına sunuyor.
Huzeyfe b. Yemân diyor ki:
İnsanlar Rasûlüllah’a hayırdan soruyor; ben ise başıma gelir korkusu ile ona şerden soruyordum. Bir gün dedim ki:
“Ya Rasülellah! Biz cahiliyye karanlığına batmış hâldeyken Allah Azze ve Celle bize bu hayrı getirdi. Acaba bu hayırdan sonra bir daha şerle mülâki olur muyuz?”
“Evet!” cevâbını verdi. Tekrar dedim ki:
“Ya bu şerden sonra bir daha hayır gelir mi? Evet! Ama her ne kadar hayır da olsa dumanlı olacak! buyurdu.” Ben :
“Onun dumanı nedir?” deyince,
“Benim sünnetimden yüz çeviren, benim yolumdan başka yolda giden topluluklar olacak! Onların kimini tanıyacak; kimini yadırgayacaksın!” buyurdu. Ben :
“Bu hayırdan sonra bir şer olacak mı”? diye sordum.
“Evet! Cehennemin kapılarında bir takım tellâllar duracak!.. Cehenneme gitmek üzere bunlara kim icâbet ederse onu oraya atarlar.” buyurdu. Ben :
“Ya Rasülellah! Onları bize tavsif eder misin?” dedim.
“Evet! Bizim ümmetimizden birileri! Bizim dilimizi de konuşurlar!” buyurdu.
“Ya Rasülellah! Bu başıma gelirse ne buyurursun?” dedim.
“Müslümanların cemaati ile îmâmından ayrılma!” buyurdu. Ben tekrar:
“Şayet cemaatleri ve imamları yoksa?” dedim.
“Bu fırkaların hepsinden uzaklaş! Velev bir ağaca sığınıp açlıktan o ağacın kütüğünü yemek zorunda kalsan ve bu hâldeyken ölüm sana gelse dahi kaç onlardan.” buyurdu. Yine Rasûlüllah bu fitne döneminden bahsederken, devlet başkanları açıkça Allah’a ﷻ isyan etmiyorlarsa ve namazı da kasıtlı olarak terk etmiyorlarsa onlara itaat edilmesini emir buyuruyor.
Hatta onlar zulmetse, hakkınızı da gasbetse sabredin. Eğer başkaldırırsanız şahsi hesabınız yüzünden Ümmet-i İslâm’ı dağıtırlar emellerine ulaşırlar. Evet, ortada bir zulüm olabilir ama Allah’a havâle edin. Onların hesabını Allah soracak. buyurur.

Kolları Karnı’nın Altında Saklı
Ahtapot

Gündemi meşgul eden olaylarda Yahudi’nin yönlendirmesi olmadığını söyleyen kimse ya Yahudi’dir, ya onlara hizmet eden MOSSAD-CIA-FBI gibi karanlık yapılarla irtibatlıdır ya da kendini hizmete adayıp hezimet çukurlarını görmeyecek kadar gâfil bir Müslümandır. Bana öyle geliyor ki bekçi görevini iyi yapamadı. Ya da nöbet başında uyudu da farkına varamadı: Yahudi’nin oyununu bozacak; ümmeti toparlayacak müesses yapı dirildi. Mezardan kalktı. Şimdi Yahudi mazlum ümmet coğrafyasının ümitlerini tekrar mezara gömmek için, operasyon üzerine operasyon yapıyor. Bugün İslâm Âlemi Allah’ın ﷻ izni ve nusretiyle bunun sancısını çekiyor. Afganistan, Pakistan, Doğu Türkistan, Keşmir, Arakan, Patani, Suriye, Irak, Yemen, Ürdün, Filistin ve dahası hep ittihâd-ı İslâm’a gebe. Hepsi ittifakla merkezin İstanbul olacağını söylüyor. İşte Yahudi bunun farkında. O bir ahtapot gibi kolları ile Âlem-i İslâm’a çöreklenmiş durumda. Yine Üstad’ın Yahudi tarifi bu söylediklerimizi özetler mahiyette. Diyor ki: “Şu anda kolları karnının altında saklı bir ahtapot gibi, bir koluyla Suriye, öbür koluyla Irak, daha öbür kollarıyla de Kuveyt, Hicaz, Mısır ve Libya istikametlerini kollayan, bu rolünün tahakkukuna zemin hazırlamak için bir dünya felâketine muhtaç bulunan, bunun için de Rus-Amerikan rekabetini kızıştıran ve türeme-üreme yatağı emperyalizmayı besleyen, kısacası topyekûn medeniyetleri eritme yolunda büyücü kazanını durmadan karıştıran, yalnız o…

Kanser Varken Griple
Uğraşılır mı?

Zannediyor musunuz ki, mes’ele gezi parkıdır, yolsuzluktur ya da başka bir şeydir asıl mes’ele hâmisi olduğumuz o dâvâdır. Tabi ki Müslüman yolsuzu da yolsuzluğu da telin eder fakat kanser varken griple uğraşılmaz ya da habbeyi kubbe yapıp da gökkubeyi başımıza geçirmek isteyen Siyonist tuzağa düşmez. Bize düşen varlık sebebimiz olan Allah’ın ﷻ Kâinatı yüzü suyu hürmetine yarattığı Sevgililer Sevgilisi’ne kulak verip Yahudi’nin oyununu bozmaktır. Hz. Muhammed ﷺ hatırına kardeşliğimiz adına, Allah Azze ve Celle’nin bizlere ihsan buyurduğu îmân İslâm ve Kur’ân hatırına. Müslümanlar! Yahudiye karşı hakkın hâkimiyeti için birleşiniz

Bir cevap yazın