MÜESSES NİZÂM: İSLÂM

Bütün ideolojilerini, İslâm’a karşı tevhit eden küfür yobazları her zaman ve zeminde var olagelmişlerdir. İdeolojileri kalın çizgilerle el-câhiliyyet-ul kadîme vel câhiliyyet-ul hâdise/eski cahiliye ve yeni cahiliye olmak üzere iki kısma ayırmak mümkündür. Eski cahiliye, örfünü esas alarak Allah Rasûlü’nün ﷺ karşısına kimi zaman kılıçla kimi zaman nifakla kimi zamanda sentezle çıktı. Yeni cahiliye ise bu ameliyeyi Haçlı Seferleri, misyonerlik faaliyetleri ve ılımlı İslâm’la icra etti.

İslâm Beşerî Katkıyı Reddeder
Muharrif güçler/Dini mecrasından koparan toplumlar, akidesi ve ameli fasit bir ümmet inşa etmek için her dönemde farklı ameliyeler içinde oldu. Uhud Harbinden sonra Nadroğulları, Mekkeli Müşrikler, Gatafan Kabilesi ve diğerleri ittifak edip İslâm’ı yok etmek için ortak plan geliştirdi. İslâm’a adâvet noktasında ittifak eden müttefik güçler, Ebû Süfyan önderliğinde bir heyeti Allah Rasûlü’ne ﷺ gönderip “İlahlarımız olan Lat, Menat ve Uzza’yı zemmetmeyi terk et ve de ki: Onların şefaati haktır ve kim onlara ibadet ederse onlara menfaat sağlarlar. O zaman biz de senin Rabbin’e ibadet ederiz.” deyince kalbinde maraz olanlar ya da îman, bütün şubeleri ile kalbine yerleşmeyenler; “Ya Rasülellah! Şu küfür ordusunun içinden salimen çıkana kadar kabul etsek.” dediler. Allah Azze ve Celle “Ey Nebiyy-i Zişân! Allah’a karşı takvanda problem olmasın. Sakın münâfık ve kâfirlere itaat etme” şeklindeki emri ile peygamberine ve onun zımnında Müslümanlara takva çağrısında bulundu. Ayet şunu söylüyordu. Ey İslâm’a kendisini nisbet eden kullarım! İslâm mevsimlik dinin adı değildir: “وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتّٰى يَأْتِيَكَ الْيَقينُ” Namazınızı, orucunuzu, İslâmi şuurunuzu ölüm gelene kadar muhâfaza edin. Ne ahlâki mânâda, ne fikri zâviyede ne de hayatın herhangi bir şubesinde Allah’a ﷻ ve Rasûlü’ne ﷺ şerikler icat eden bir zihniyete asla itaat etmeyin. Fikri, ahlâki, iktisâdi mânâda küfre gönlünüzü kapatın ve bilincinizi, hayat tarzınızı tayin edecek mutlak doğruya yönelin. Yeni inşâ edeceğiniz medeniyetin mimarı Kur’ân-ı Hakîm olsun. Allah Azze ve Celle bir kişinin sadrında iki kalp yaratmamıştır. Buna göre: İnsan edep ve ahlâk kurallarını bir kaynaktan, yasa ve kanunları bir başka kaynaktan, ictimâi ve iktisâdi ahkâmı üçüncü bir kaynaktan, sanat ve düşüncesini dördüncü bir kaynaktan alamaz. Kendisinde sâlim kalp olan insan vücûdu, bu karmaşık yapıyı kabul etmez. Bu yapı sadece farklı merciler arasında düşünce ve hareketleri paramparça olmuş bir et ve kemik yığını meydana getirir. O hâlde bir Müslümanın tefekkürü sosyalizma, kapitalizma aydınlanma felsefesi gibi farklı noktalara ait ideolocyaların terkibi olamaz. İslâm âlidir, sufli olanla birleşmez. İlahidir, beşeri katkıyı reddeder.

İslâm, Hepin Olmadığı Yerde Hiçe Taliptir
Yahudi bir âlim olan Abdullah b. Selâm İslâm’la şereflendikten sonra cumartesiye saygı gösterip önceden olduğu gibi deve etini ve sütünü kendisine haram addetmeye devam edince Cibril-i Emin  semadan şu ayetle indi. “Ey iman edenler! Allah’ın dinine bir bütün olarak girin. Bu ayet Abdullah b Selâm özelinde insanlığa kıyâmete kadar asla değişmeyecek olan şu hakîkati îlân ediyor. Ey İnsanlar! Örf ve adetlerinizi terk edin. Allah’ın ﷻ dini şerik kabul etmez. İslâm hiçbir ideolojinin yedek parçası olamaz. Ya hep İslâm ya hiç İslâm. İslâm hepin olmadığı yerde hiçe taliptir. O hâlde bu ayet-i kerime modern dünyaya şu mesajı veriyor: Hiçbir Müslüman, hürriyeti insanlığa Fransa getirmiştir. Demokrasi, insan hakları İngilizlerle gelmiştir. Dünya medeniyetinin kurucusu Yunanlılardır. Hukûkun merkezinde Romalılar vardır şeklindeki bir yalanın arkasına sığınıp Ceza hukûkunu Roma’dan, Medeni Hukûku’nu İsviçre’den, Ticaret Hukûku’nu Almanya’dan, Milli Eğitim Esaslarını Fransa’dan, İşçi Haklarını İngiltere’den alamaz. Böyle bir sistemden çağ açıp çağ kapatan Fatihler, Allah’ın ﷻ dînini tahrif eden bir sisteme başkaldıran İmâm-ı Rabbâniler yetişmez. Allah Rasûlü’ne ﷺ ittiba eden târihin o en cins kafaları Râziler, Gazzaliler, İbn-i Arâbiler yetişmez. Böyle heterojen bir sistemden ancak garpzedeler çıkar. O hâlde bir insan hem Müslüman hem de Sosyalist olamaz. Hem Kur’ân-ı Kerim’e îmân edip hem de Adam Smith’in iktisat teorileri ile hayatını şekillendiremez. “Eddebeni rabbi/ Beni rabbim terbiye etti” buyuran sevgililer sevgilisini bırakıp ahlâki mevzûlarda en doğruyu Kant, Dekart söylemiştir diyemez. Şu hâlde Sosyalist İslâm, Modern İslâm, Layt İslâm gibi yamaları İslâm külliyen reddeder. El-Hâfız olan Allah Azze ve Celle “Kuran’ı biz indirdik. Mutlaka ama mutlaka onun koruyucuları da biziz” hitâbı ile onun âlemşümûl bir kitap olduğunu vurguluyor. Yani Tevrat ve İncil’de olduğu gibi onu tahrif etmek mümkün değildir. Fakat usûlde problem olmasa da Müslümanlar olarak furûda problemler yaşıyoruz. O hâlde Kur’ân-ı Hakîm’e olan îmânımızı tashih etme mecbûriyetimiz var demektir. Sahip olduğumuz bütün beşeri aidiyetlerimizden sıyrılıp Allah Azze ve Celle’nin asla ekimeyecek nizâmı olan İslâm’a yeniden teslim olmalıyız.

Bir cevap yazın