BİLÂD-I ŞAM’I O TALEBELER ALACAK

Allah Rasûlü’nün ﷺ izzetli talebe kadrosuna dâhil olabilmenin tek şartı rızâ-i bâriyi öncelemekti. İlerlemiş yaşına rağmen aksak ayağıyla Uhud’a katılmak isteyen  Amr b. Cemûh y kendisine engel olan torunlarını Allah Rasûlü’ne  ﷺ “Ya Rasülellah! Ben seninle bu topal ayaklarla cennette yürümeyi arzularken çocuklarım bana engel oluyor.” diyerek şikâyet etmişti. On beşinde Uhud’a katılabilmek için ok yarışına girerek ve güreşerek Sevgililer sevgilisinden izin koparmaya çalışan Semüre b. Cündeb ve Râfi b. Hadîc (r.anhuma) de Rasûllüllah’ın ﷺ izzet ve iffet âbidesi talebelerindendi. Henüz on üç yaşında olduğu için Bedir’e katılamayan Uhud’a da büyüdüğünün isbâtı olarak pazularını göstererek dâhil olan Ebû  Said el-Hudri y Uhud’da babasını kaybedince  ailesinin geçimini üstlenmiş, zaman zaman karnına taş bağlayarak sıkıntılara göğüs germiş. Bir gün annesi, “Kalk da Allah’ın Rasûlü’ne  git, ondan bir şeyler iste, belki bize de bir şeyler verir.” dediğinde önce gitmek istememiş, sonra huzûra vardığında Rasûlüllah’ın şu hutbeyi irâd ettiğini işitmişti: ‘’Kendisini dünyadan müstağni kılan ve iffetini muhâfaza eden insanları Cenâb-ı Hak, âlemden müstağni kılar. “Ebû Said el-Hudri y dünyalıklarla değil Müslümanın dünya ile münâsebetini belirleyen nebevî tesbitlerle geri döndü. Sonrasını kendisi şöyle anlatır: “Rasûlüllah’dan bir şey istemediğim için Cenâb-ı Hak bize rızkımızı gönderdi. İşimiz o kadar yoluna girdi ki, Ensar içinde o zamanlar bizden daha zengin bir kimse yoktu”

Saadet Asrı Rüyaları Gören Kahramanlar

İslâm Târihi bu kahramanların izzet hikâyeleri ile doludur. Onların kimisi Amr b. Cemûh y gibi belki ayakta duramayacak kadar yaşlı, kimisi ise Râfi, Semûre ve Ebû Said (r.anhum) gibi yaşları daha on beşini yirmisini aşmamış fakat yürekleri dağlardan daha muhkem olan hasbi Müslümanlardı. Onlar en ön saflarda nîmet anında değil nıkmet vaktinde durdu. Onları semadan ölüm yağdığında bedenlerini İslâm’a siper ederken görürsünüz.

Sahâbe’nin İslâm algısından mahrum olduğumuzdan dolayı iki asırdır içine düştüğümüz medeniyet krizinden kurtulacak hamleyi yapamıyoruz. Ağlamayı mahâret kabul eden bir ümmet hâline geldik. Yıllar önce Bosna’ya ağladık. Daha sonra Çeçenya’ya, Afganistan’a… Şimdi ise Bağdat, Şam kan gölüne döndü. Suriye’de bedenleri kızgın demirlerle dağlanmış, gözleri oyulup yuvasından çıkarılmış mustazaflar… Yarısı çocuklardan oluşan o masum bedenler, her biri ayrı bir medresede okuyan ilim talebeleriydi. Ama onlar Uhud’a katılmak için canhıraş gayret gösteren, boyları uzun görünsün diye parmak uçlarında huzur-u nebiye çıkan, güçlü görünmek için pazularını açan on beşlik mücahitlerin hikâyeleri ile büyüdüler.

Yanı başımızda her sabah Asr-ı Saadet rüyaları ile uyanan, Rasûlüllah’ın ﷺ istiğna tavsiyesini kendisine serlevha edinen on binlerce kardeşimiz var. Bunların irfan neseblerinde yer alan bir ilim talebesinin istiğna hâlinden bahsetmek hem mevzûmuzun anlaşılmasına katkı sağlayacak hem de kardeşlerimizin neyi nasıl yapmaları gerektiğini idrak etmelerine yardımcı olacaktır.

Patlıcan ve Kadın

Bir yolculuk sırasında muhterem bir büyüğümden telefonuma bir mesaj geldi. Açtığımda, Suriyeli büyük edip, mütefekkir ve kendi çabaları ile kurduğu Suriye Yüksek Talebe Teşkilatı’nın üç sene başkanlığını yapmış olan büyük dâvâ adamı Şeyh Ali Tantavi’nin “Müzekkirat”ından bir paragraf gördüm.

Tantavi mezkûr kitabında, başından geçmiş ya da Şam’da yaşanmış fevkalâde duygu yüklü hatıralardan bahsediyor. Yine bu hatıralardan birisinde Ali Tantavi diyordu ki:

Eskiden Şam’da çeşitli mâsiyetlerin işlendiği bir umumhâne vardı. Hicri 7. yılda sultanlardan birisi orayı yıktırıp yerine bir mescid inşa ettirmiş. Bundan dolayı da adına “Tevbe Mescidi” denmiş.

Bu mescitte mahalle halkının kendisine itibar ettiği dîni ve dünyevî bütün mes’elelerde görüşüne müracaat ettiği Selim Suyûti adında yaşı yetmişe dayanmış bir âlim-i rabbâni vardı. Onunda fakirlikte ve insanlardan müstağni olma husûsunda “darb-ı mesel” olmuş bir talebesi vardı. Bu talebe evi barkı olmadığından dolayı mescidin odasında yatıp kalkarmış.

Zaman bu şekilde akıp giderken bu talebe bir defasında o kadar daralmış ki iki gün ağzına bir lokma yemek koyamamış ve yiyecek satın alacak para da bulamamış. Üçüncü gün açlıktan öleceğini hissetmiş. Ne yapacağını düşünürken kanaat getirerek bir miktar ölü eti yemenin ya da ihtiyacı ölçüsünde herhangi bir evden ölmeyecek kadar izinsiz biraz ekmek almanın caiz olduğuna karar vermiş.

Ali Tantavi bir ara bu kıssanın yaşandığı ve kendisinin de içinde bulunduğu o mahalle ile ilgili bir takım bilgiler verir:

“Bu mescid, Dımeşk’in en eski mahallelerinden birindedir. Bu mahallenin evleri de çatıları da bitişiktir. Hatta o kadar ki bir kişi dilerse bu mahallenin bir ucundan diğer ucuna çatılardan gidebilir.

Üç gün midesine küçücük bir lokma dâhi koyamayan bu izzetli ilim talebesi bir ara mescidin çatısına çıkmış oradan da bir evin damına geçmiş. Ekmek almaya niyet ettiği evde bir kadın olduğunu farketmiş ve hemen gözlerini kapatarak oradan uzaklaşıp başka bir çatıya geçmiş ve o evden burnuna kendisini cezbeden yemek kokuları gelmiş. Açlıktan kendini kaybeden bu talebe, tek katlı olan o eve girmiş ve mutfağa geçmiş. Mutfağa girdiğinde tencerenin içinde patlıcan dolması görmüş ve açlıktan dolayı sıcak olup olmamasına bakmadan patlıcanı ağzına alıp ısırmış. Tam yutacakken birden kendini “Ben ne yaptım!” diye toparlamış. “Allah’a sığınırım. Ben bir ilim tâlibiyim, mescitte kalıyorum. Nasıl olur da yabancı birisinin evine girip izinsiz yiyecek alırım?” demiş. Pişman olarak Allah’tan ﷻ af dilemiş. Geldiği gibi evden çıkıp hocasının ders halkasına dönüp oturmuş. Fakat açlıktan duyduğunu anlayamayacak bir durumdaymış.

Ders bitip insanlar ayrılınca hocanın yanına mestûre bir kadın gelmiş. -Zaten o günlerde Şam’da açık kadın yokmuş.- Kadın üstadla talebenin duyamayacağı bir tonda birşeyler konuşmuş. Üstad talebeye dönerek “Sen evli misin?” diye sormuş. Hayır, cevabını alınca evlenmek isteyip istemediğini sormuş. Müeddeb ilim talebesi sükût edince hoca tekrar: “Evlenmek istemez misin evladım?” demiş. Talebe: “Yiyecek ekmek dâhi bulamıyorum nasıl evleneyim?” diye karşılık vermiş. Üstad ise kadını işaret ederek onun kocasının öldüğünü ve malına vâris olduğunu dolayısıyla nafaka derdinin olmayacağını söylemiş. Üstad, kadının haramzâdelerden sakınma, fitnelerden kurtulma adına Allah ﷻ ve Rasûlü’nün ﷺ rızâsına uygun evlenmek istediğini haber verince talebe kabul etmiş. Kadın da  tamam deyince Üstad orada nikahlarını kıymış ve ayrılıp eve gitmişler. Eve vardıklarında kadın yüzünü açmış. Bir de ne görsün! Genç ve güzel bir kadın. O ev ise biraz önce mutfağına girdiği hâne. Daha sonra kadın: “Yemek yer misin?” diye sorunca talebe: “Evet” demiş ve beraberce mutfağa gitmişler. Kadın ocaktaki tencerenin ağzını açtığında gördüğü manzara karşısında şaşakalmış. Kadın kendi kendine: “Allah Allah acaba kim ısırdı bu patlıcanı?” demiş. Talebe ağlamaya başlamış ve her şeyi bir bir anlatmış. Bunu duyan kadın: “İşte bu, emânete sadâkatin semeresidir. Sen haram olan bir patlıcandan sakındın Allah Azze ve Celle o patlıcanı, evi ve bunların sahibini helal yoldan sana nasib etti. Kim Allah ﷻ korkusuyla bir şeyi terk ederse Allah ﷻ ona ondan daha hayırlısını verir.” dedi.

İzzet Libâsı’nı Kuşananlar

Telefonuma gelen bu mesajı yakın bir zamanda Suriye’den gelen bir kardeşime okuyunca gözyaşlarını tutamadı. Belli bir süre sonra sebebini sorduğumda yutkunarak “ Çocukluğumun yedi senesini bu mescitte geçirdim. İlim talebesinin alması gereken ilmi ve edebi burada aldım. Şimdi ise o mescid de, mahallemiz de metruk bir vaziyette, orada ki medreselerimiz virâne bir hâlde. Fakat umutluyuz, tekrar bu ruh bizi ayağa kaldıracak inşaallah” dedi.

Bugün bilâd-ı Şam’da, özgür ordunun tugaylarında izzet libasını kuşanan binlerce ilim talebesi var. Onlar sadece Allah Azze ve Celle’nin rızâsını umuyorlar. Bir lokma ekmek bulamasalar da, her türlü cevr-ü cefâya marûz kalsalar da, başlarına kaynar sular dökülse de, vücutları dağlansa da onlar yine muhkem dağlar gibi duracak sarsılmayacaklar. İşte bu azîmet ruh onları, tekrar Dımeşk’ın, Hama’nın,  Hımıs’ın,  Dera’nın hâsılı bütün bir bilâd-ı Şam’ın yeniden sahibi kılacak inşaallah.

Bir cevap yazın