FERÂSET SERLEVHAMIZ OLSUN

Gündem yoğun. Bir taraftan İslâm adına Müslümanlar katledilirken diğer taraftan başka bir güç kendi büyüttüğü beslemesini terör listesine alıyor ve onları yok etme bahânesiyle mazlumların kanını emiyor. Bunun yanında devlet hastalığına yakalanan bir grup dağ eşkıyası da İsrail’in arz-ı mev’ûd projesine hizmet adına gece gündüz durmadan çalışıyor.  Oyun aynı oyun. Açık olmasına rağmen tuzağa düşen mustazaflara ve bütün Müslümanlara ferâset duasında bulunmaktan başka elimizden bir şey gelmiyor. Kimisi mezhebi adına gözünü kırpmadan canlı bomba olmuş, kimisi ırkının peşine düşmüş kimisi de dini adına Müslüman katlediyor. Mazlum ve mustazaf kanına susamış batı ise Napolyon’un “Eğer bir yerde düşmanın birbirini öldürüyorsa hemen müdâhale etme. En münâsip zamanı kolla!” emri gereği ellerini ovuşturuyor.

Tarih Kendisinden Ders Almayanları Tokatlar

Munsif Muharrirlerin tamâmına yakını uzun zamandır Rusya’nın Suriye’ye müdâhalesini, İran’ın kalleşliğini, Amerika’nın sinsi sessizliğini, Türkiye’nin çaresizliğini ve Mazlumların feryadını yazıyor. “Tarih kendisinden ders almayanlara tokat atar.” Yıllar önce Afganistan’a müdâhale sürecinde yıkıma uğrayan SSCB, yıllar sonra Rusya adıyla Suriye’ye müdâhale kararı aldı. Acaba tarih Rusya’ya tokat mı atacak? yoksa Rusya’nın bu tokattan kurtulmak için bir b planı var mıdır?

Kırk küsûr yıl önce başlayıp on küsûr yıl süren Afganistan–SSCB Savaşı’nda sosyalistlere karşı mukâvemet gösterip sonrasında onları mağlup eden Müslümanları; Batı dâhil bütün münâfık ajanslar “Mücahid” olarak tavsif ediyorlardı. Amerika’nın Afganlar’a ne kadar silah yardımı yaptığını ve Afganistan’da ki yığınaklarını sağır sultan bile duydu. Zira Amerika için dünya devi olmanın gereğiydi bu. Akabinde “Mücahid” ismini verdiklerini terör listesine alarak Dünya’nın en ücra köşelerine kadar basın yayın organları aracılığı ile duyurdu. Artık en büyük mücahitler terörist olmuşlardı. Ama kimse de çıkıp bu nasıl bir iştir diye sorgulamadı. Ezilen, tahkir edilen, katledilen, kanı ve malı sömürülen ise hep Müslümanlar oldu.

Müslümanların Kanı Üzerinden Pazarlık

Her ne kadar bize Soğuk Savaş’ın 1991 de SSCB’nin yıkılması ile bittiği telkin edilse de Doğu Batı bloğu dediğimiz Amerika ve Rusya arasındaki bu savaş anladığımız kadarıyla Suriye’de ki mazlumların kanı üzerinden yapılan pazarlıkla son bulacak gibi görünüyor.

Amerika başta olmak üzere Batı, Çeçenistan, Afganistan gibi düşmana mukâvemet gösteren önemli cihat komuta merkezlerini direk savaşa girerek çökertmemiştir. Farklı örgütleri besleyerek dolaylı yollardan daha az külfet ve zâyiatla bunu başarmıştır. Suriye’de cihadın ilk başladığı yılları hatırlayacak olursak Müslümanların önemli bir üstünlüğü söz konusu idi. Ne zaman ki Dâiş, İranlı Mecûsiler, onların destekçileri Hizbuşşeytan, YPG ve farklı gruplar ya da gruplaşmalar söz konusu olunca Müslümanlar gücünü küffara karşı teksif edemediler. Sözde Müslüman olan mezkûr grupları öne süren Napolyon’un çocukları ise, yıllardır Müslümanların birbirini kırmalarını bekledi.

Ferâset, Müslüman’ın Yitik Malı

Özellikle de İngilizlerin fitne fideliğinde organize edilen IŞID diye bir hârici fırkayı İslâm Devleti adı altında Müslümanların başına bela edip akabinde de ortadan kaldırmak için hava saldırıları düzenlemelerine şaşırmıyoruz. Allah’ın ﷻ nûrundan habersiz Batı’yı insafa, iz’ana dâvet edecek hâlimiz de yok. Fakat biz Müslümanların bu ferâsetsizliği, dirâyetsizliği kanımıza dokunuyor. Ama maalesef bedenlerimiz felç olmuş. Koca Âlem-i İslâm taş kesilmiş sanki. Efendimiz’in ﷺ “Mü’minin ferâsetinden sakınınız. Çünkü o Allah’ın nûru ile bakar.” sözünde mi hata var îmânlarımızda mı? İbn-i Arabî bu hadisi şerh ederken diyor ki: “Allah Rasûlü ferâsetin nûrunu Esmâu’l-Hüsna’dan yalnız Allah ismine bağlamıştır. Çünkü bu isim bütün isimlerin hükmüne şâmildir. Bu îtibarla medhedilen, zemmedilen, said ve şakî olan her hareketi mü’min kavrayabilir. Eğer Efendimiz ﷺ bu nûru el-Hamid ismine izâfe etseydi o zaman ferâsetli mü’min ancak hayırlı ve makbul olanları anlayabilirdi.” O halde neden göremiyoruz. Şu çok açıktır ki Allah Azze ve Celle Kur’ân-ı Hakim’de:  “Kim Allah’tan korkarsa Allah ona bir çıkış kapısı gösterir ve onu hiç ummadığı yerden rızıklandırır.” buyuruyor. Çıkış yolunun şartı muttaki olmaya bağlanıyor. Biz ferâsetin yanında ittika şuurumuzu da mı yitirdik acaba?.

Batı, Müslümanlara nisbeten maddi olarak çok üstün bir güce sahip. Evet, tankları, topları, deniz altları en mühimi paraları var. Hâdiseleri maddi mikyasta değerlendirmememiz gerektiğini Bedir’den öğrenen biz Müslümanlar evvelâ sahip olduğumuz silahımızın farkına varmalı ve  “Bir milletin asıl gücü tankı topu değil de imanlı gençliğidir.” sözünü serlevha edinmeliyiz.

Bir cevap yazın