RÜYÂLARIMIZ HAKÎKATİN MUKADDİMESİ OLACAK

Batı’nın keyfi yerinde. İkiyüzlülük/nifak üzerine kurduğu sistemi çok iyi işliyor. Afrika’yı köleleştirirken kendi şehirlerini medeniyeti temsil eden birer âbide olarak lanse edip, girişlerine devâsa özgürlük anıtları dikmekten de geri durmadı. Kanın ve gözyaşının üzerine binâ ettiği uygarlığının bir gün çökeceğini ve altında kalacağını biliyor. Mustazafların muktedir olduğu bir dünyanın adaletinden korkuyor.

Başkentleri’mizi Harâbe’ye Çevirdiler

Batı’ya eğitime giden gençlerin birçoğu ona meftun bir şekilde dönüyor. Batı’nın başkentleri birbiri ile entegre olmuş durumda. Nitekim yakın zamanda Londra’ya kısa süreliğine eğitim amacıyla giden bir kardeşimizden dinlemiştim. Dedi ki: “Avrupa’da kentler birbirine bağlanmış. Özellikle ulaşım çok kolay. Çok cüz’i bir ücretle Londra’dan, Paris’e, oradan Amsterdam’a oradan diğerine geçtik, Avrupa’nın önemli başkentlerini gezdik ve uygarlıklarını tanıdık.” Bunu söyleyince kimse fark etmeden dışarı çıktım. Doğu’ya doğru baktım. Şehirlerin anası Mekke’ye, Ümmetin yıldızı Kudüs’e, Doğu’nun Cenneti Şam’a, Esenlik yurdu Bağdat’a, İslâm’ın zeki mahdûmu Kahire’ye ve bunları uzaktan murâkabe eden İstanbul’a baktım. Müslüman bir genç için bir sabah kalkıp Şam-ı Şerif’te Emevi Camii’nde sabah namazını kılmak oradan Bağdat’a geçip İmâm’ı Âzam’ın kabrini ziyaret etmek oradan Kahire’ye gidip ilim kürsümüz Ezher’de ulemânın ders halkasına katılıp tekrar İstanbul’a dönmek şimdilik sadece bir hayal.

Böl, Parçala, Yönet

Köprülerimizi yıktılar. Bizi birbirimizden kopardılar. Bir asır önce İslâm’ı/ ehli sünneti sindirme adına Efgâni ile başlattıkları yenilikçi hareketle Sünnet-i Seniyyeyi öteledik. Üstün güç olarak gördüğümüz Batı evvela bizden Mısır’ı Efgâni, Abduh, Reşit Rıza ile kopardı. Bizi içimizdekilerle vurdu. Daha sonra kavmiyetçilik/milliyetçilik hastalığına yakalanınca Kudüs’ü kaybettik. Arapçılık adına savaşan dokuz Arap devleti, “Altı Gün Savaşı” adındaki savaşta, İsrail’e karşı sadece altı gün dayanabildi. Sonuçta İsrail diye târihte adı olmayan bir yahûdi azınlık, topraklarını dört katına çıkarmayı başardı. Batı, “böl parçala yönet” taktiğini, bazen Arapçılığı, bazen Türkçülüğü, bazen de -şimdilerde olduğu gibi- Kürtçülüğü devreye sokarak çok güzel bir şekilde uyguladı. En son olarak ise “ne şiâ ne sünni sadece İslâm” nâraları atan Humeyni’nin çocuklarıyla Bağdat’ı, Şam’ı bizden koparan bu tarihsiz millet, mezhep savaşını körükleyerek ehl-i sünneti sindirme operasyonları yapıyor. Adına İslâm Devletidedikleri Işid belası ile Müslümanları dünyaya terör olarak lanse ettiler. Zulmü arttıkça çemberin daraldığının farkında olan Batı, her sabah uykusundan kâbuslar görerek uyanıyor. Eskiden belki bu kadar sık görmüyordu bu kâbusları. Allah Azze ve Celle onların enkazını bize göstermeye kâdirdir. Yeter ki biz Allah ﷻ ve Rasûlü’ne ﷺ adâvet besleyenlerin korktuğu kadar heyecan sahibi olursak yeniden Mekke, Kudüs, İstanbul, İslâmabad, Bağdat, Şam ve Kahire arasında köprüler kurarız. Batılı rüzgârların savurduğu İslâm Medeniyeti’ni tanıyan İslâm’ın çocukları tekrar evine dönecek ve baba ocağında çalışmalara başlayacaktır.

Her Kış’ın Bir Bahârı, Her Gece’nin Bir Nehârı Vardır

Her kudemâ gibi Üstad  Bediüzzaman’ın da (r.ah) uykularını bu hayaller kaçırdı. Diyor ki Üstad: Bundan on sene evvel Tiflis’e gittim. Şeyh San’an Tepesine çıktım, dikkatle etrafı temaşa ediyordum. Bir Rus polis yanıma geldi. Dedi ki: “Niye böyle dikkat ediyorsun? “Medresemin plânını yapıyorum.” dedim. “Nerelisin?” deyince“Bitlisliyim” dedim. Dedi ki; “Bu Tiflis’tir. Dedim ki: “Bitlis, Tiflis, birbirinin kardeşidir.” “Ne demek?” dedi. Dedim: “Asya’da âlem-i İslâmda üç nur, birbiri arkasında inkişâfa başlıyor. Sizde birbiri üstünde üç zulmet inkişa’a başlayacaktır. Şu perde-i müstebidâne yırtılacak, takallüs edecek. Ben de gelip burada medresemi yapacağım.” Rus Polisi, “Heyhat! Şaşarım senin ümidine.” deyince, dedim ki; “Ben de şaşarım senin aklına. Bu kışın devamına ihtimal verebilir misin? Her kışın bir baharı, her gecenin bir nehârı vardır.” Dedi ki: “İslâm parça parça olmuş.” Dedim ki; “Tahsile gitmişler. İşte Hindistan, İslâm’ın müstaid bir veledidir;  İngiliz mekteb-i idadîsinde çalışıyor. Mısır, İslâm’ın zeki bir mahdûmudur; İngiliz mekteb-i mülkiyesinden ders alıyor. Kafkas ve Türkistan, İslâm’ın iki bahadır oğullarıdır; Rus mekteb-i harbiyesinde tâlim alıyor, ilâ âhir… “Yahû, şu asılzade evlât, şehâdetnamelerini aldıktan sonra, herbiri bir Kıt’a başına geçecek, muhteşem âdil pederleri olan İslâmiyetin bayrağını âfâk-ı kemâlâtta temevvüc ettirmekle, Kader-i Ezelî’nin nazarında feleğin inadına, nev-i beşerdeki hikmet-i ezeliyenin sırrını ilân edecektir.”[1]


[1]Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, sh. 80.

Bir cevap yazın