BU FOTOĞRAF AVRUPA’YI KOSOVA, MURATLARI HÜDÂVENDİGÂR YAPAR!

“Kendi dinlerine uymadıkça, Yahudi ve Hristiyanlar senden asla hoşnud olmayacaklardır. De ki: ‘Doğru yol, ancak Allah’ın yoludur’. Sana gelen ilimden sonra onların heveslerine uyarsan, and olsun ki, Allah’tan sana ne bir dost ve ne de bir yardımcı olur.”[1] Bu ilâhi uyarı, bazılarının iddia ettiği gibi tarihsel ise yani sadece yedinci asra hitab ediyorsa Haçlı Seferleri’ni unutalım ve unutturalım. Konuşmayalım, hatırlatmayalım, eski düşmanlıkları gün yüzüne çıkarmayalım. Eğer tarihsel değil evrensel bir buyruk ise bitmek tükenmek bilmeyen haçlı kinini ve haçlı seferlerini her karşılaştığımız Müslümana, oturup kalktığımız, çay içtiğimiz ve muhatap olduğumuz herkese anlatalım. Mü’minlerin sadece kardeş ya da başka bir deyişle sadece mü’minlerin kardeş olduğunu[2] hasr edatı ile ferman buyuran Allah Azze ve Celle Yahudi ve Hristiyanların kendi dinlerine girmeyen bir Müslümanı asla dost olarak kabul etmeyeceğini vurgulamıştır.

Lanetli Irklar

Papa II. Urbain Haçlı Seferleri adındaki kirli ittifakı başlatırken Müslümanlara olan nefretini şu şekilde dile getirmişti:

“Kudüs’ten kulaklarımıza zaman zaman lanetli bir ırkla ilgili kara haberler gelmektedir. Kalpleri doğru yola girmemiş, ruhları tanrıyla bütünleşmemiş olan bu ırk Doğu’dan gelerek oradaki Hristiyan topraklarına, orada yaşayan kardeşlerimizin üzerine ölüm getirmiştir. Onların intikamını kim alacak. Yaralarını kim saracak. Elbette sizler. Çünkü bütün milletler arasında bu düşmanlarınızı sindirmek için Tanrı en çok sizin rûhunuza cesaret ve vücûdunuza kuvvet vermiştir. Oyalanmadan yola çıkın. Bütün günah ve hatalarınız affedilecek. Gökler krallığının haşmeti üzerinizde olacaktır.”

Bal Yeme Evladım!

Avrupa Birliği’nin onların dinine girmeden bizi aralarına almayacakları âşikar. Zira elli küsûr senedir bunu müşâhade ettik. Onların te’sis ettiği bu birliğin bir haçlı ittifakı olduğu artık şüphe götürmez bir gerçektir. Bu kirli ittifakı Avrupa Birliği adı altında kamufle etmeye çalışmaktadırlar. Bunun bir oyun olduğunu herkese özellikle de gençlere kapı kapı dolaşıp anlatmalıyız. Bu hususta ricali devletten de bir ricam olacak: “Avrupa Birliği’nin bir Haçlı İttifakı olduğunu siz de anlatın. Fakat anlatmadan önce anladıklarınızla amel edecek yani bu husûsu referanduma götürecek Avrupa Birliği Bakanlığı’nın kapısına kilit vuracak hamleyi yapın ve bitirin bu işi.” Bunu, millet için, ümmet için, doğmuş ve doğacak nesiler için, bir de akvâlinizin, ahvâlinize muvâfık olması için yapmalısınız. Kişinin sözünün te’sir gücü ile alâkalı şöyle bir kıssa anlatılır:

Bir anne ile baba oğullarının aşırı bal yemesinden şikâyetçiymiş. Zararı olduğundan dolayı onu baldan uzak tutmaları gerekiyor fakat başaramıyorlarmış. Bütün uğraşlarına rağmen vazgeçiremeyince mânevîbir tabibe gitmişler ve dertlerini anlatmışlar. Bu nur yüzlü tabip onlardan kırk gün sonra gelmelerini istemiş. Ebeveyn her ne kadar şaşırsa da kırk gün sonra tekrar gitmişler. Bu yaşlı tabip çocuğun yüzünü yumuşak elleri arasına alıp hoş bir tebessümle “Evladım! Bal yemeyi belli bir süre terk etsen olur mu?” demiş. Çocuk hafifçe yutkunup “tamam” demiş. Anne ve baba biraz şaşkınlık biraz da sitemle “Bunun için kırk gün beklemeye gerek var mıydı?” diye sorduğunda Mânevî Tabip: “Bende bal seven ve daima yiyen birisiydim. Sözüm evladınızda müessir olması için kırk gündür ağzıma bal koymadım.” diye cevap vermiş.

Kalenin Kapısını İçeriden Açanlar

Müslümanların kardeş olduğu dönemlerde Avrupa en karanlık çağını yaşıyordu. Müslümanların sahip olduğu zenginlik, sefalet içinde yaşayan Batılı’ların iştahını kabartıyordu. Kalenin kapısını, sarığına bakıp da bizden zannettiğimiz birileri içeriden açtı. Batı’dan gelen Haçlı Sürüleri ile Doğu’dan gelen Moğol Orduları Âlem-i İslâm’ı talan ettiler. Taş üstünde taş, gövde üstünde baş bırakmadılar.

Batı, Mısır ve Kuzey Afrika’da bulunan Şiî FâtımîDevleti vasıtasıyla Bağdat’taki Müslümanları ve onların halifesini tehdit ediyordu. Şia o gün nasıl Haçlı Sürüleri ile işbirliği yaparak onlara yol açtıysa bugün de benzeri taktiklerle Yemen, Irak, Suriye başta olmak üzere bütün Müslüman Coğrafya’nın Emperyalizma tarafından parsellenmesine sebep olmaktadır.

Kirlenmiş Milletler

Cabir (r.a) Rasûlüllah ﷺ şöyle buyurduğunu nakleder:

“İblis tahtını su üzerine kurar. Sonra yapacakları kötülükleri yapmak üzere avanesini sağa sola gönderir. Makam ve mevkice ona en yakın olan, fitnenin en büyüğünü yapandır. Hepsi yaptıklarını anlatmak üzere İblis’in yanına gelir ve içlerinden birisi: ‘Ben şöyle şöyle yaptım.’ der. Ancak İblis, ona: ‘Senin yaptığın da bir şey mi?’ der. Sonra bir başkası gelir ve ‘Falan adamı, karısından boşanıncaya kadar bırakmadım.’ der. İblis bundan o kadar memnun olur ki, hemen onu yanına çağırır ve ‘Sen ne güzel bir yardımcısın!’ diyerek ona iltifat eder.”[3] Papa da icraatlarını dinlemek ve hâl muhasebesi yapmak için avanelerini Vatikan’da topladı. Her bireri sırayla söz alıp dünyayı nasıl parselleyip sömürdüklerini anlatarak Papa’yı memnun etmeye çalıştılar. Anlatılanlar Papa’nın hoşuna gitse de O’nu tatmin etmeye yetmedi. Bunun üzerine Fransa kendinden emin bir şekilde söze girdi, Âlem-i İslâm’da yaptığı soykırımlardan bahsederek sadece Cezayir’de 1.5 milyon Müslümanı çoluk çocuk demeden nasıl katlettiğini anlattı gururla. Hâlihazırda ise on küsûr Afrika Ülkesini iliklerine kadar sömürdüğünü ilâve ederek Papa’nın gözüne girmeye çalıştı. Papa Fransa’yı yaptığı hizmetler karşısında takdis etti fakat aradığı bu değildi. Bunun üzerine Almanya Şansölyesi söz hakkı almak için ön sıralara doğru hareket etti. Papa, konuşması için işaret edince Şansölye söze başladı: Dün Osmanlıları Avrupa’nın kalbine girmek üzereyken Viyana kapılarında nasıl durduysak bugün de onların torunlarını yarım asrı aşan bir süredir AB kapılarında bekletiyoruz. Kuruluşundan günümüze besleyip büyüttüğümüz bölücü terör örgütünü de üzerlerine musallat ederek Fatih’in evlatlarının İttihâd-ı İslâm’ı gerçekleştirmelerine, böylece yeniden Avrupa kapılarına dayanmalarına mâni olduk.

Birleşik Krallık ise her ne kadar avaneler kadrosunda olsa da huzurda yer bulamadı. Zira en az Fransa kadar başarılı olmasına rağmen başka bir şer ittifakı kurmak için kısa zaman önce Papa’nın birliğinden ayrılmıştı.

Papa onları takdis etse de bir uyarıda bulunmayı da ihmal etmedi. Papa I. Franciscus, Papa II. Urbain gibi ateşin bir konuşma yapamasa da bu birliğin kirlendiğini lisân-ı hâliyle anlattı. Bedenin yön duygusunu kaybettiğinde artık geleceğe bakamayacağını, geriye çekilmeye başlayıp uzun vadede ölme riskiyle karşı karşıya kalacağını haber verdi. Yani Papa Franciscus, Avrupa Devletleri’nin bu hâliyle tekrar bir Haçlı İttifakı kuramayacağını hatırlattı. Dolayısıyla onları bu ittifakı yeniden kurmaları için vaftiz edip evlerine gönderdi.

Papa’nın huzûrunda neler konuşuldu, mazlumların kanları üzerinden nasıl pazarlıklar yapıldı bunu tam olarak bilmiyoruz. Ama şunu iyi biliyoruz ki, Vatikan da toplanan Avrupa Birliği, Haçlı Seferleri’ni tekrar başlattı. Ya da en azından verdikleri pozlarla Müslümanlara eski günlerini hatırlattılar ve çalışmalara başladılar.

Kur’ân’ı Hakîm’e Dönün

Haçlı Seferleri hakkında çalışma yapan Oryantalist Zoê Oldenbourg diyor ki:

“Sahip olduğumuz bilgiler bize göstermektedir ki, Batı’nın XI. ve XII. yy. insanının görüş ve duyguları bizimkilere çok yakındır. Biz, Haçlı Seferleri’ne katılan meşhur Fransız Şovalyesi Boullion’u şu zamanda yaşayan Hind’li ya da Tibet’liden daha iyi anlamaktayız. O dönemin Müslümanları da şimdiki Müslümanlar ile aynıdır ve kardeştirler.”[4] Yani Zeo diyor ki; bizim ortaçağda haçlı seferlerini başlatıp Müslümanları katleden kardeşlerimiz ile düşüncede pek bir farkımız yok. Biz tekrar fırsat kolluyoruz harekete geçmek için emir bekliyoruz. Müslümanlarda birbirilerine aynı bağ ile bağlılar çünkü ellerinde Kur’ân var ve kardeş olma emrini ondan alıyorlar.

O hâlde Ey Müslümanlar! Ya bugün olduğu gibi Batı’nın gönüllü köleleri olarak zelil olur ya da Kur’ân’a dönerek yeniden kardeş olur, izzet buluruz. Tercih size ait.

Bu kirli ittifakı kurarak İslâm Âlemi’ne kan ve gözyaşını getiren Avrupa’nın Papa ile verdiği pozlar Müslümana Kosova’yı ve Niğbolu’yu hatırlatmalıdır. Papa’nın huzûrunda el pençe divan duran Avrupa, bütün dünyaya bu fotoğrafla bir mesaj vermek istese de Müslümanlar olarak diyoruz ki: Bu fotoğrafa bir Kılıçarslan, bir Selahaddîn, bir Fatih yeter. Bu fotoğraf Avrupa’yı Kosova, Muratları Hüdavendigâr yapar


[1]Bakara, 2/120.

[2]Hucurât, 49/10.

[3]Müslim, Münafıkûn 67; Müsned, 3/314.

[4]İhsan Süreyya Sırma, Müslümanların Tarihi, c. IV, s. 274.

Bir cevap yazın