FETHULLAH GÜLEN’E TEŞEKKÜRLER(!)

Haberlere bakmak için bilgisayarımı açtığımda bir habere gözüm ilişti. Kayyum atanan şirketlerin listesinin yayınlandığı bir haberdi. Onların arasında “Mizan Eğitim Kurumları” adında bir şirket de vardı. Aklıma “De ki: Ey Mülkün sahibi olan Allahım! Sen dilediğine mülk verir, dilediğinden de çeker alırsın. Dilediğini aziz eder, dilediğini de zelil edersin. Hayır yalnız senin elindedir. Muhakkak ki sen her şeye kadir olansın.”[1]ayet-i celilesi geldi.

Avukat Bey

Yıl 2008… İhsan Şenocak Hocamla özel bir mecliste oturuyoruz. Oldukça öfkeliydi. Çünkü yıllarca emek verdiği İnkişaf  Dergisi’ni kapatıyorlardı. Kendi kendime “Biz İnkişaf’ı Ehli Sünnet’in müdâfisi olarak tanımıştık. Kim, neden kapatmak isteyebilirdi bu dergiyi,” diye düşünürken;  mahkemeden gelen dâvâdosyalarında bir kurumun aynı adla bir dergi çıkarıp isim hakkını satın aldıktan sonra İnkişaf’ı kapattırmak için dâvâ açtıklarını görünce şaşırdık. Neden bu yola başvurduklarını anlamaya çalışırken İnkişaf’ın “Dinler Arası Diyalog” ile ilgili sayısı aklımıza geldi. Zaman içinde anladık ki bunu yapanlar avukat, savcı ve hâkimler kadrosuna hükmeden, iktidar şehveti ile gözleri dönmüş, en ufak bir eleştiriye tahammülleri olmayan FETÖ’ye mensub bir kurumdu. Derginin imtiyaz sahibi ‘Mizan Eğitim Kurumları’ idi. Arayıp kendileri ile görüştüğümüzde dünyanın tamamına hükmeder gibi konuşan mütekebbir bir ses ile karşılaştık. Haksızlık yaptıklarını, sırf İnkişaf’ı kapattırmak için mahkemeye belge niteliğinde bir şeyler ibraz edebilme adına sızıntı ve emsali olan dergilerden iktibaslar yaparak bir sefere mahsus dergi çıkarttıklarını söyledik, ama nafile… Karşıdaki Avukat bey burnundan kıl aldırmayan bir eda ile hakîkate kulaklarını kapayarak İnkişaf’ı mahkemeye verdi ve kapattırdı. O gün Fetö adaleti tecelli edince(!) şefkatle büyüttüğü evladını kaybeden bir baba gibi üzülmüştük.

Yeniden İnkişaf

İşte o yıl İnkişaf’ı kaybettiğimizde oluşan boşluğu zuhûrata tabi olarak İFAM’la doldurduk. “Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki bir şey sizin için kötü iken siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.”[2] ayetinin bugün tecelli ettiğini görüyoruz. İnkişaf Dergisi ile Ehl-i Sünnet’in hakîkatlerini duyuramayacağımızdan dolayı mahzun olmuştuk ama yorulmak, bıkmak, vazgeçmek yok dedik. FETÖ atımızı alsa da yolumuzu alamaz, dergimizi kapatsa da kalemimizi kıramaz dedik ve dergisi kapatılan sesini kimseye duyuramayan sekiz Müslüman gençle bugün binlere ulaşan ilim ve fikir halkası İFAM’ı kurduk. Osmanlı usûlü ile muhalled eserlerin tedris edildiği İFAM, nar ağacının altında üç beş kişi ile başlayıp sonraları İslam Âlemi’nin ilim ve hareket merkezi hâline dönüşen Diyobendi Medreseleri gibi Ehl-i Sünnet’in hakîkatlerini iman, İslâm ve ihsan ayakları üzerinde yeniden ihya etme gayesi ile kuruldu. Dilediğini zelil dilediğini aziz edeceğinden haber veren Kadir-i Mutlak olan Allah, İnkişaf’ı kapatarak hakîkati karartmaya çalışanların planlarını bozdu. O gün en sâde vatandaştan rical-i devlete kadar hiç kimseye “Dinler Arası Diyalog,” “Olimpiyatlar” gibi İslâm’a hizmet adı altında Müslümanları ayartan bu çalışmaların dinin içini boşaltmak olduğunu anlatamamıştık. Mahkemelerde bize haksızlık yapıldığını duyuramamıştık.

Ferasetsizlik Hastalığı

Feraset her Müslümanda olmalıdır. Ama rical-i devlet buna daha fazla muhtaçtır. Müslüman ferasetini yitirirse şahsiyetsizlik hastalığına yakalanır. Önce kendisini sonra ailesini bitirir. Eğer devlet adamı ondan mahrum olursa düzen bozulur. Devlet inkıraza uğrar. Eğer ulemâ da feraset olursa belki bu yıkımların telafisi mümkündür. Fakat devlet adamına da onun tebaasına da ufuk veren ulemâ ferasetsizlik hastalığına yakalanırsa okuma-yazma bilmeyen talebenin muallimsiz, kanser hastasının tabipsiz kalmasına benzer o cemiyetin durumu. Müslümanın da onu yöneten devlet adamının da muhtaç olduğu feraset ulemâ da olmalıdır.

Birisine duyulan fart-ı muhabbet onun hatalarını görmeye engel oluyorsa bu sevgi kişiyi taassuba götürür ve ferasetini bağlar. Bazen gerçekten sevdiği için bazen de konjektür gereği sevmek zorunda olduğu için hatalarını gör(e)mez. Cahilin bu hatası mazûr görülür. Devlet adamının ki de bir yere kadar kabul edilebilir. Fakat ulemâ bu hataya düşerse işte o zaman insanlık külli bir yıkıma sürüklenir.

Cemiyete Kim Yön Tayin Edecek

Cemaat adı altında bir takım çalışmalar yapan Fethullah Gülen Sevdalıları’nı ‘Dinler Arası Diyalog’ fikrinin sakat bir fikir, Olimpiyatlar’ın hizmet değil hezîmet olduğunu söyleyip uyarmak evvela Müslümanların mı, rical-i devletin mi yoksa ulemâ-i İslâm’ın mı görevidir.?

Âlim alem olduğuna göre bu, evvela âlimin görevidir. Fırtınalı bir denizde yönünü kaybetmiş bir gemiye yön tayin eden bir kaptan misali yol göstermeli, hedef tayin etmelidir. Yoksa bu iş kerameti kendinden menkul “O, bizim hocamız. Bir tane Fethullah Hoca yetiştirin alnınızdan öpeyim. Fethullah Hocamızın ayakkabısını yetiştirin de göreyim” diyen feraset yoksunu zavallı ve emsallerinin harcı değildir. Ancak bunu Kanuni’ye rehber olan Zembilli Ali Cemali Efendi, Yavuz’a güven veren Kemalpaşazade gibi ulemânın ferasetinden nasibini almış Ulema-i İslam yapabilir.

Allah Korkusu mu Devlet Kadrosu mu?

Şer’an mahzurlu olan bu fikirleri yıllardır biz kimseye anlatamadık. O zamanlar neredeyse bahsini açmak dahi yasaktı. Şimdilerde bir çocuğun elindeki metinde bu ibare geçse öğretmeni açığa alınır oldu. Bu fikrin şuyû bulmaması açısından ümit verici fakat bunun Allah’tan ﷻ korkulduğundan değil de ricali devletten çekinildiği ve kadro beklentisi olduğu için yapılması gerçekten de endişe verici. Yoksa devletimizin kadrolarını Allah ﷻ için değil de kulu memnun etme gayesi ile çalışanlar mı işgal etmektedir? Eğer bu fikir gerçekten yanlış ve tehlikeli ise İlahiyat Fakülteleri’nde konuyla alâkalı çarşaf çarşaf makaleler yazarak bunu müdafaa edenler ne olacak. Cennette şenlik var deyip imanlı-imansız herkesi cennete dolduranlar ne olacak. Onlara da müdahale edilmesi için yoksa darbeye mi teşebbüs etmelerini beklememiz gerekecek.

Yine de umutluyuz. Çünkü 15 Temmuz gibi meş’ûm bir olay yaşanmadan önce de ‘Dinler Arası Diyalog’ fikrinin doğru olmadığını söyleyen hocalarımız vardı. Fakat asıl önemli olan icra makamında olanların onlara kulak verip vermemeleridir.


[1]Âl-i İmrân, 3/26.

[2]Bakara, 2/216.

Bir cevap yazın