KORONA AŞISI MI KIYAMET AŞISI MI?

Dünya tarihinde milyonlarca insanın ölümüne yol açan onlarca büyük salgının yaşandığını biliyoruz. Kimisi havadan kimisi sudan kimisi de hayvandan bulaşan bu hastalıkların ortak yanı çok hızlı yayılması ve insanlığı çaresiz bırakmasıydı. Korona Virüsü de bu hastalıklardan bir tanesi. Ama bunun diğerlerinden büyük ve önemli bir farkı var. Çünkü o Dünya’nın en güçlü olduğu zamanda vurdu insanlığı. Kara, deniz ve hava savunma sistemlerimizin hiçbir dönemde olmadığı kadar yüksek teknoloji ile donatılmış olduğu bir dönemde taarruza geçti. Bunun yanında mazlumların en fazla ezildiği, kadınların namusunun kirletildiği, çocukların bile acımasızca katledildiği bir zamanda geldi. Herkesin her istediği zamanda giremeyeceği şehirlere ya da devletlere vize almadan elini kolunu sallayarak girdi.

Komplo Teorileri

Roma, Paris, Londra, New York ve daha nicesini tedirgin eden Korona’ya dair onlarca komplo teorisi de konuşulmaya başlandı bile. Kimisi “Büyük bir biyolojik savaş ile karşı karşıyayız. Çin’de üretilen bu virüs Dünya’nın başına bela edildi” derken kimisi yarasadan insana geçen bir virüs olduğunu iddia ediyor. Kimisi bunun dünya üzerindeki para babalarının doyum noktasına ulaştıktan sonra başkalarının paralarını kontrol etme hırsı ile bağlantılı olduğunu söylerken kimisi de yaşlı nüfusu bitirmeye matûf bir adım olarak görüyor. Bazıları da “dijitalizm ve robotizme geçilen bugünlerde insana çok fazla ihtiyaç kalmadı. 7- 8 milyar insanın olduğu bir dünya daha çabuk yok olacaktır diyerek sadece yaşlı nüfusu değil, insan eksiltmenin bir çaresi olarak görüldüğünü iddia etmektedir. Müslümanlar bütün bu teorileri bilecek, değerlendirecek ama bunların ötesinde onun bir serlevhası olacak. O serlevha “Allah her şeye kadirdir”[1] ve “Onlar oyun kurdu Allah ﷻ da oyun kurdu (oyunlarını bozdu). Oyun kuranların en hayırlısı Allah Azze ve Celle’dir.”[2]  

Anne Çocuğunu Terkeder mi?

Eskiden dünyayı kasıp kavuran salgın ve savaşlarda olduğu gibi bugünlerde de Korona’nın bir kıyamet habercisi olup olmadığı konuşulmaktadır. Neden insanlık toplu yıkımlarda, umûmi salgın ve hastalıklarda kıyameti konuşur?

Kıyamet! Nasıl bir gün? Neler olacak? Cemadat, nebatat ve hayvanat ne hâlde olacak? En önemlisi insana ne olacak. Onu ne bekliyor.?

Kur’ân-ı Kerîm’in Kıyamete dair hatırlatmalarına baktığımızda dehşetli bir günün bizi beklediğini görürüz. Buyurur ki: “Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Çünkü kıyamet sarsıntısı çok büyük bir şeydir. Onu göreceğiniz gün, her emzikli kadın emzirmekte olduğu çocuğundan vazgeçer ve her hamile kadın da çocuğunu düşürür. İnsanları sarhoş görürsün ama onlar sarhoş değillerdir. Ne var ki Allah’ın azabı çok şiddetlidir.”[3] Bir anne düşünün ki emzikli yavrusunu terk edip kaçıyor ya da hamile iken yavrusunu düşürüyor. Öyle bir gün ki insanları sarhoşa çevirmiş. İnsan en sevdiklerinden neden kaçar? Buyurur ki: “Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün onlardan herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır.[4] En yakınların, birbirilerini terk edeceği bir gün olarak haber verilen kıyamet zalimler için de gözlerin dehşete kapılacağı bir gün[5] olarak niteleniyor. Bu ayetlerde öyle bir korku yoğunluğu var ki inançsız bir adamı bile derinden sarsacak güçtedir. Bu ayetleri inançsız bir arkadaşın yüzüne okumuştum. “Anneni seviyor musun?” dediğimde annesinden ayrı olmasının da verdiği ayrılık acısı ile nasıl cevap vereceğini bilememişti. “Anne sevilmez mi? O nasıl bir soru” dedi. Dedim ki: “Bak! Kıyamet kopacak en sevdiklerin senden kaçacak ve sende en sevdiklerini terk edecekmişsin.” Sanki daha önce hiç duymamış gibi bir an gözleri yerinden çıkacak gibi oldu. Sarsıldı rûhu. İnanmasa dahi kıyamet bilgisi içine dehşetli bir korku saldı. Âniden “Olmaz böyle bir şey. Masallarda olur bu anlattıkların.” diyerek çıkıştı. Ama o da biliyordu ki bu sözün doğru olma ihtimaline karşın tedbir almalıydı. Şeytanı onu bırakırsa bu kıyamet korkusu onu Rabbine döndürecektir.

Uzunca Hutbelerin Sebebi Ne? 

Bu ve benzeri birçok ayet kıyameti bize oldukça müşahhas bir hâlde anlatıyor. Allah Rasûlü Aleyhisselam’ın da, defaatle ashabına kıyamet nasihatleri ettiğini biliyoruz. Müslim’in rivayet ettiği bir hadiste Amr b. Ahtab anlatıyor: Rasûlüllah bize sabah namazını kıldırdı ve minbere çıktı. Öğle namazına kadar hutbesi devam etti. Öğle namazını kıldıktan sonra tekrar minbere çıkıp ikindi namazına kadar devam etti. Namaz arası verdikten sonra tekrar minbere çıktı ve güneş batana kadar devam etti. Ogün bize olmuş ve olacak her şeyden haber verdi.[6] 

Yine Buhârî’nin Ebu Hureyre (r.anh)’den mufassal olarak rivayet etmiş olduğu bir hadis var ki adeta birçoğu tahakkuk etmiş geriye kalanların ise zuhuru çok yakında gerçekleşecek gibi. Kıyamet alâmetlerinden bahseden hadis özetle şu şekildedir: “… Otuza yakın yalancı deccaller türemedikçe, İslâmî ilimler inkıraza uğramadıkça, depremler çoğalmadıkça, gece ve gündüz yaklaşıp bir olmadıkça, fitneler zuhur etmedikçe, adam öldürme vakaları artmadıkça, mal çoğalıp sel gibi olmadıkça, insanlar yüksek binalar yapma yarışına girmedikçe, kabirlerin yanından geçenler o kabirdekinin yerinde olmayı dilemedikçe… kıyamet kopmayacaktır.”[7]

Kıyametin dehşetine defaatle vurgu yapan Allah Rasûlü ﷺ yine bir defasında şöyle buyurmuştur: “Kıyamet kendisinden önce on alâmet gerçekleşmedikçe kopmaz. Güneşin batıdan doğması, Dabbe’nin zuhûru, Ye’cüc, Me’cüc ve Deccal’in çıkması, İsa b. Meryem’in nuzûlü, bir dumanın çıkması, doğu, batı ve arap yarımadasında üç ayrı bölgenin yere batırılması ve Yemen’in Aden bölgesinde bir ateşin çıkıp insanları mahşere sevk etmesidir.”[8] 

Mekke’de Gündem Kıyamet

Allah Rasûlü ﷺ, Kur’ân-ı Hakim’de olduğu gibi oldukça fazla kıyamete vurgu yapardı. Ashabını o dehşetli güne karşı uyarırdı. Zuhûra gelecek fitnelerden bahseder, korunma yollarını telkin ederdi. Hutbeleri saatlerce sürerdi. Nasihatlerini dinleyenler kendilerinden geçer gözyaşlarına hâkim olamazlardı.[9] Cahiliye karanlıklarından henüz aydınlığa çıkan insanlar ile dünya tarihinin misline rastlamadığı ve kıyamete kadar da rastlayamayacağı bir medeniyet kurmanın kıyamet bilinci ile mümkün olduğunu Kur’ân ve Sünnetten anlıyoruz. Bundan dolayı Allah Rasûlü ﷺsık sık kıyamet vurgusu yapıyordu. Bir çocuğa doğumundan gençlik yıllarına kadar belli aralıklarla hastalıklara karşı vücudu direnç kazansın diye aşı yaparlar. Her ne kadar bu aşılar hakkında bazı şaialar olsa da birçok ebeveyn bu aşıları vurdurmak için sırada bekler. Allah Rasûlü ﷺda Mekke’nin küfür parlamentosuna karşı kıyamet ayetlerini okudu. öyle dehşet verici malûmatlar ihtiva ediyordu ki adeta müşriklerin akıllarını dumura uğratmıştı. Balyoz gibi kafalarına inmişti. Müslümanların sayısı azdı ama Mekke’de gündem kıyametti. “Birbirlerine neyi soruyorlar? Üzerinde anlaşmazlığa düştükleri büyük haberi mi? Hayır, ileride bilecekler. Hayır hayır; ileride bilecekler.”[10] Bir avuç Müslümanın kıyamete dair okuduğu ayetler Mekke’de manşet olmuş, herkes kıyameti, onu haber veren Kur’ân-ı Hakîm’i ve Allah Rasûlü’nüﷺ konuşuyordu. Hz. Peygamber ﷺ kuracağı medeniyete adeta kıyamet aşısı yapıyordu. Çünkü Kıyameti bilenin ihaneti olmaz. Bir aile reisi düşünün ki zinaya giderek ailesine, çocuklarına, etrafına ve vatanına ihanet ediyor. Kıyamet şuuru olsaydı ihanet içinde olabilir miydi? Kıyameti bilenin kin, haset ve nefret ile işi olmaz. Kıyamet bilinci ihsan makamına ulaştıran en büyük saiktir. Kişi Allah Teâlâ’nın kendisini gördüğü bilincine kıyamet şuuru ile erebilir. Bundan dolayı Allah Rasûlü ﷺ saatlerce hutbede kıyamet ve alâmetlerinden bahsediyordu. O hâlde bu aşı en az Korona aşısı kadar önemli değil midir?

Sorun Kimde?

Bugünlerde dünya kaynıyor. Korona’nın kıyamet habercisi olup olmadığı konuşuluyor. Kıyamet bilinci olan için dünyanın dönmesi bile kıyamete işaret değil midir? Zamanı durdurabilecek bir güç tanıyor muyuz? Zamanın akması dünyanın dönmesi ile alâkalı ise bunlar kıyamet habercisi değil midir? Aksini kim iddia edebilir. Kötülük ve fuhşun şüyu’ bulması, çocuğun ebeveynine isyan etmesi, oyun ve çalgı aletlerinin ortaya çıkması, fâsıkların toplumun efendisi olması, gasp olaylarının artması gibi olayların vukû bulacağına ilişkin olaylar[11] bile kıyametin habercisi iken zamanın akması da elbette kıyamet habercisidir. Burada önemli olan nelerin kıyamet alâmeti olup olmadığını konuşmaktan ziyade kıyamet şuuru üzere daim kalabilmektir.

İlginçtir! Kur’ân’ın kıyamet vurgusu, Allah Rasûlü’nün ﷺ uzun ve etkili hutbeleri müşriklerin bile gündemini değiştirmişti. Kendi aralarında kıyamet sohbetleri yapıyor belki inkâr ediyorlardı ama çok fazla dayanamayacaklarını da biliyorlardı. Allah Rasûlü ﷺ konuştukça eridiler. Talha, Zübeyr, Sa’d, Abdurrahman, Ebu Ubeyde, Hamza, Ebû Zerr, Ebû Said el-Hudri, Ömer (r.anhum) ve daha niceleri müşriklerin saflarından ayrıldılar ve İslâm muhafızları olacaklarına and içtiler. O dönemlerde Kur’ân’ın inzali bile tamamlanmamıştı. Allah Rasûlü ﷺ fitnelerden bahsediyordu ama henüz tahakkuk etmemişti. Buna rağmen Sahâbeler’deki teslimiyet şaşılacak cinstendi. Bugün ise Kur’ân-ı Hakim tamamlanmasına, Allah Rasûlü’nün ﷺhaber verdiği alâmetlerin bir kısmı zuhûra gelmesine rağmen Sahâbeler kadar müteessir olamayışımızın sebebini nedir? Bırakın onlar kadar etkilenmeyi kıyametin alâmetlerini dahi kabul etmeyen Müslümanlar ile karşılaşıyoruz.

Ansızın Gelenin Alâmeti Olur mu?

Beşeriyet tarihinin son bulması olarak anlayabileceğimiz kıyametin kopması tarihte misli olmayan bir hâdise olarak zuhûra gelecektir. Dünya ve içindekilerin yok olacağı bir olay olan kıyamete yakın bir süreçte her şeyde olduğu gibi Müslümanlarda da muhtelif kırılmalar meydana gelecektir. Bu kırılmalara engel olma adına Ashâb-ı Kiram Allah Rasûlü’e ﷺdevamlı kıyamete taalluk eden sorular sorar ve bilgi almaya çalışırdı. Buna mukabil Allah Rasûlü ﷺ da onları kıyamet öncesi vuku bulacak fitnelere karşı uyarır aynı zamanda onun alâmetlerinden de bahsederdi. Vahiy dışında bir kaynağa dayanması mümkün olmayan kıyamet haberlerini Allah Rasûlü’nün ﷺ haber vermesi ve bunların ortaya çıkması O’nun diline yalan ve yanlış değmediğinin en büyük kanıtıdır. Kur’ân-ı Hakim ve Sünnet-i Seniyye’nin işaret ettiği eşratu’s-saa/kıyamet alâmetlerinin varlığı hususu hiçbir dönemde ihtilaf mevzuu olmamıştır. Fakat her mevzu gibi bu mevzu da aklı ön plana çıkaran modern dünyanın rivâyete karşı olan önyargısının kurbanı olmuştur. Ansızın ve dehşetle gelecek olanın alâmeti olur mu?[12] şeklindeki basit bir soru ile bütün sahih rivâyetleri görmezden gelmişlerdir. Aslında ölüm de her insana ansızın gelir fakat alâmetleri bir hayli fazladır. Ama öleceğine inanmayan bir insan için alâmetlerin ne faydası olabilir ki? Bu bağlamda düşündüğümüzde Kıyamet’in ansızın geleceğini bildiren âyetlerin tamamı kıyamete inanmayan müşrikleri muhatap olarak kabul ettiğinden dolayı alâmetleri zuhur dahi etse o alâmetleri görmezden gelecek ve kıyametleri ansızın kopacaktır. Buna mukabil Mü’minlerin hidayet kaynağı olan Kur’ân-ı Hakim zaten kıyametin birtakım alâmetlerinin olduğuna vurgu yapıyor. “Onlar kıyamet gününün kendilerine ansızın gelmesini mi bekliyorlar. Şüphesiz onun alâmetleri belirmiştir. Kendilerine gelip çatınca ibret almaları neye yarar?”[13] 

Deccal’in Zuhûru

Daha önce Buhârî’de olmasına rağmen inkâr edilen hadisleri yazacağımızı söylemiştik Korona ile kıyamet alâmetlerini konuşurken genelde bütün alâmetler özelde ise kıyametin en fazla konuşulan alâmetleri arasında olan Deccal’in zuhûrunun inkâr edildiğini görmekteyiz. Başta Buharî ve Müslim olmak üzere birçok hadis kaynağımızda onlarca rivayet bulunan bu alâmet de Kur’ân’da olmadığı öne sürülerek reddedilmektedir. Nuzûlü İsa meselesinin Kur’ân-ı Hakim’de olmasına rağmen inkâr edilmesine bakılacak olursa problemin Kur’ân’da mezkur olup olmamasında değil akıllarımızda olduğu görülecektir.

“d-c-l” lugatta örten, gizleyen mânâlarına geldiği gibi yalan ve sihir manasına da gelir.[14] O hâlde deccal çok gizleyen çok yalan söyleyen ve sihirle insanları aldatan manasında mübalağalı ismi fail kalıbındandır. Kıyametin en büyük alâmetlerinden birisi olan Deccal hadislerde çok müşahhas bir hâlde izah edilmiştir. Bu fitneden her peygamber gibi Allah Rasûlüﷺ de ümmetini uyarmış ve buyurmuştur ki: “Bütün Peygamberler ümmetini tek gözlü yalancı Deccal’e karşı uyarmıştır. Dikkat edin! O tek gözlüdür, Rabbiniz ise tek gözlü değildir ve onun iki gözü arasında “kafir” yazılıdır.”[15] Müslim’in rivayetinde onu her Müslümanın okuyabileceği haber verilmektedir. Rasûlüllah ondan o kadar fazla bahsetmiştir ki bir defasında şöyle buyurmuştur: Muhakkak ki ben size Deccal’den çokça bahsettim buna rağmen anlayamamanızdan endişe ettim. O boyu kısa, bacakları çarpık, saçları kıvırcık ve tek gözlüdür. Gözü kabarık da çukur da değil düzdür. Eğer anlayamazsanız bilin ki Rabbiniz tek gözlü değildir.[16] Ulemâdan tek gözlü olmasını hakikate hamledenler olduğu gibi mecazi olduğunu söyleyenlerde olmuştur. Aliyyül-Kari, hadislerde haber verilen gözden maksadın da fiziki göz olmayıp, kalp gözü olabileceğine işaret etmektedir.[17] Said Nursi ise deccâllerin imansız olduklarına vurgu yaparak, sadece dünyayı görecek gözlere sahip olacaklarını ahireti görecek gözden mahrum olacaklarına işaret etmiştir.[18] 

Yine başka bir rivayette Allah Rasûlü ﷺ onunla karşılaşacak ümmetine Kehf Suresi’nin baş tarafını okumayı tavsiye ediyor.[19] Allah’a ﷻ ibadet eden bir avuç gencin zalim kralın şerrinden kaçtığı olayların anlatıldığı bu surenin tavsiye edilmesi şuna işaret etmiş olmalıdır: Eğer Müslümanlar doğru yere sığınırsa zalimlerin şerrinde o gençleri kurtaran Allah Azze ve Celle Deccal’in fitnesinden de Âlem-i İslâm’ı koruyacaktır.

Ya Deccal Teknolojiye Hükmederse

Hadislere genel olarak baktığımız zaman onun bir insan olduğunu, insanları Allah’a ﷻ isyana ve kendisine kulluğa çağıracağını anlıyoruz. Buharî, Müslim ve Ebu Davud’da geçen hadiste onun yanında sudan bir deniz ve ateşten bir nehir bulunacağı, ateş gibi görünenin su, su gibi görünenin ise ateş olduğu haber verilmektedir.[20] İşte tam da burada onun ismi ile müsemma olan işinin ehli bir sihirbaz olduğu vurgusu yapılmaktadır. Bu yalancı sihirbazın üstün özelliklerinin olduğunu anlıyoruz. Allah ﷻ tarafından İblis’e nasıl bazı imkânlar tanındıysa Deccal’e da bazı özellikler verileceğini görüyoruz. Yine aynı şekilde iblis tek olmadığı gibi deccallerde yalnız olmayacak. Kıyamete kadar birçok deccalin zuhûr edeceğini yine Allah Rasûlü ﷺ haber vermektedir.[21]

İslâm ümmetinin icma ettiği keyfiyet, mahiyet ve zamanını bilmediğimiz bu alâmet ile alâkalı ulemâyı İslâm tarih boyunca kimi zaman hakiki kimi zamanda mecazi manalar vererek hadisleri anlamaya çalışmış ve sonunda da Allah ﷻ en iyisini bilir yorumunu yapmışlardır. İki ay önce dünya evine kapanacak kimse dışarı çıkamayacak hayat durma noktasına gelecek denilseydi aklımız buna da inanmakta zorlanacaktı. Bir virüs ile dünya mücadelede yetersiz kaldı. Sadece bu bile bu âlemi insanoğlunun idare etmediğinin en büyük şahidi değil midir? Virüsten dolayı işler durdu, ülkelere giriş çıkışlar kapatıldı, ekonomik kriz baş gösterdi ve en önemlisi petrol dibe vurdu. İlerde neler olacağını bilmediğimiz bir zaman gelir insanlığı içine düştüğü krizlerden kurtaracak bir teknoloji bulunur.  Kurtuluş kapısı olarak görülen bu sistemi de Allah Teâlâ Deccal ve avânesinin kontrolüne verirse o zaman insanlık onların eksikliklerini görmek bir tarafa tabi olmak için sıraya bile girebilirler.


[1] Bakara, 286.     

[2] Âl-i İmran, 54.  

[3] Hac, 1-2.            

[4] Abese, 33-37.   

[5] İbrahim, 42.    

[6] Buhârî, “Kader”, Müslim, “Fiten” 6. Burada Cin Suresi/26-27. Ayetlere bakıldığında Allah Rasûlü’nün gelecekten haber vermesinin Allah Teâlâ’nın izni dahilinde olduğu görülecektir.           

[7] Buhari, Fiten, 26.          

[8] Müslim, Fiten 39,40; İbn Mace, Fiten 25; Tirmizî, Fiten 21. 

[9] Tirmizî, İlim, 16; Ebû Dâvûd, Sünnet, 5.   

[10] Nebe, 1-5.

[11] Muhammed b. Rasul el-Berzencî, el-İşâ’a li-eşrâ’i’s-sâ’a, thk. Muhammed Zekeriyya Kandehlevî,  s.163.  

[12] https://www.youtube.com/watch?v=Dn38eh-7Du0.           

[13] Muhammed,18.           

[14] Fîruzâbâdî, Kâmûsu’l-Muhît, d-l-c maddesi; Halîl b. Ahmed, Kitabu’l-Ayn, d-l-c.     

[15] Buharî, Fiten, 27; Müslim, Fiten, 101; Tirmizî, Fiten, 56; Ebû Dâvûd, Melâhim, 77.    

[16] Ebu Davud, Melâhim, 81; Ahmed, IV, 431.          

[17] Âliyyu’l-Kârî, Mirkâtu’l-Mefatîh, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut,V, 190.    

[18] Said Nursi, Şualar, s. 499.             

[19] Müslim, Fiten, 110; Tirmizî, Fiten, 59, İbn Mâce, Fiten, 33.            

[20] Buharî, Fiten, 27; Müslim, Fiten, 108.       

[21] Buhari, Fiten, 25.         

Bir cevap yazın