MÛSA ALEYHİSSELAM ÖLÜM MELEĞİNE TOKAT ATTI MI?

Bazı üniversite hocalarının da olduğu bir ortamda konu nasıl olduysa Mûsa Aleyhisselam’ın ölüm meleğine vurup gözünü çıkarması ile ilgili İmam Buhârî’nin de rivayet etmiş olduğu hadise geldi. Muhabbet birden tersine inkılâb etti ve içlerinden birisi “bu akıl dışı olaylara ve insanlara şaşırıyorum. Nasıl olurda sırf Buhârî rivayet etti diye böyle bir hadisi kabul edebiliriz. Bunun bir kriteri olmalı. Kur’ân’a arz etmeyi bilmeliyiz.” dedi.  Dedim ki: “Hocam, akıl dışı olan kısmı neresidir acaba?” Melek insan sûretine nasıl giriyor diyerek sıralamaya başlıyordu ki araya girdim ve Cibril-i Emin’in (as) Meryem Aleyhesselam’a insan sûretinde görünmesi ile alakalı Meryem Sûresi’ndeki şu ayeti hatırlattım: “Onlarla kendi arasına bir perde çekmişti. Biz de rûhumuzu (Cebrâîl’i) ona gönderdik; (O), ona (Meryem’e) düzgün bir insan şeklinde göründü.”[1] “Kur’ân bize Cebrail Aleyhisselam’ın insan sûretine girdiğinden haber veriyor.” dediğimde “O Cebrail’e özel bir durumdur.” deyince bu sefer İbrâhîm Aleyhisselam’a gelen misafir melekleri anlatan Zâriyat Sûresi’ndeki şu ayeti okudum. “İbrâhîm’in değerli konuklarıyla ilgili kıssa sana ulaştı mı? O’nun yanına girdiklerinde ‘selâm’ demişler, o da ‘selâm’ demiş; (içinden) ‘Hiç de tanıdık kimseler değil’ diye geçirmişti. Belli etmeden hemen ailesinin yanına gitti ve (kızartılmış) besili bir buzağı getirdi. Onu önlerine koydu ve ‘Buyurmaz mısınız?’ dedi. Durumlarından dolayı biraz kaygılandı. ‘Korkma!’ dediler ve ona derin bilgi sahibi olacak bir oğul müjdesi verdiler.”[2]  Bu ayeti de okuyunca ölüm meleğinin insan sûretine giremeyeceğini iddia ederek “Azrail ile ilgili bir kayıt var mı?” diye sordu. Kendi kendime “hocaefendinin Kur’ân bilgisi bu kadarsa Buhârî’yi kabul etmemesi normaldir.” dedim. Aslında bu örnek bize rivayetleri Kur’ân’a arz edenlerin seviyesi hakkında da bilgi vermektedir.

Hz. Mûsa (as) Ölüm Meleğinin Gözünü Çıkarıyor!

Hakikaten mezkûr hadis akla aykırı mıdır? Eğer akla aykırı ise inkâr mı edilmelidir? Hangi hadisleri Kur’ân’a ya da aklımıza arz etmeliyiz?  Bu hususlara geçmeden önce hadisin metnine bir göz atalım. Hadisin Buhârî rivayeti şu şekildedir:

“Ölüm meleği (ruhunu kabzetmek için) geldiği zaman Hz. Mûsa Aleyhisselam ona vurdu. Rabbine dönen melek, ‘Beni, ölümü istemeyen birine gönderdin.’ dedi. Allah Teâlâ ona gözünü iâde ederek, ‘Git ve ona, elini bir öküzün sırtına koymasını söyle. Elinin kapladığı yer kadar her kıl için ona bir yıl ömür daha verilecektir.’ Hz. Mûsa’ya böyle bir vaad verilince, ‘Ya Rabbi sonra ne olacak?’ diye sordu ve ‘Sonra yine ölüm gelecek’ cevabını aldı. Bunun üzerine ‘o zaman şimdi olsun!’ dedi ve Allah’tan kendisini, Arz-ı Mukaddes’e bir taş atımı kadar bir mesafe yere ulaştırmasını istedi.” Rasûlüllah (sav): ‘Şayet orada olsaydım, bir yolun kenarında, kırmızı bir kum tepesi civarında olan kabrini size gösterirdim.’ buyurmuştur.”[3] Müslim’deki rivayette ise “Mûsa Aleyhisselam’a gelen ölüm meleği ‘Rabbine icabet et!’ diyerek onun canını almak istemiş ve Hz. Mûsa ise onun gözünü çıkarmıştır. Cibril ise Allah Azze ve Celle’ye dönerek ‘ölümü istemeyen kulun benim gözümü çıkardı’ demiştir.”[4]

Hadise Dair Sorulacak Muhtemel Sorular

Bu hadiste problem gibi görünen hususlar şunlardır:

Ölüm meleği insan sûretine nasıl girmiştir? Mûsa (as) onun melek olduğunu anlamamış mıdır? Anladıysa Allah’ın (cc) emrine neden teslimiyet göstermemiştir?

Mûsa Aleyhisselam ölüm meleğinin gözünü nasıl çıkarmıştır ve bu hareket bir peygambere nasıl münasip görülebilir?

Ölüm meleği Hz. Mûsa’nın canını almak için görevlendirildiyse neden görevini yapmamıştır?

İslâm Ulemâsı her bir soruya tatmin edici cevaplar vermiş olmasına rağmen özellikle modern dönemde bu hadisin İsrailiyat ürünü olduğunu söyleyenler olmuştur.[5] 

Melekler İnsan Sûretine Girebilir mi?

Meleğin asli sûretinde değil de insan olarak göründüğünü vurgulayan İbn Kuteybe eğer asli suretinde gönderilseydi Mûsa Aleyhisselam’ın onu idrâk edemeyeceğini vurgulamış gözünü çıkarmasının ise hakiki değil hayali bir durum olduğunu vurgulamıştır.[6]

Allah Teâlâ Mûsa Aleyhisselam’a ölüm meleğini onu imtihan için göndermiştir. Ölüm meleği de insan sûretinde izinsiz bir şekilde Hz. Mûsa’nın evinde belirip de canını almaya geldim dediğinde onun karşısında irkilen, sinirlenen ve nefsi müdafaada bulunan Mûsa Aleyhisselam insan sûretindeki meleğe vurmuştur. Burada meleğin gözünün zarar görmesini öne çıkararak bu hadisi inkâr edenler önemli bir noktayı kaçırmaktadır. Çünkü bir meleğin insan sûretine girmesi; insan sûretine girdikten sonra aldığı darbe sebebiyle uzuvlarının zarar görmesinden çok daha büyük ve önemli bir olaydır. İnsan sûretine girdiğine ve muhatapları peygamber bile olsa kendileri haber vermedikçe tanınmadıklarını Kur’ân-ı Hakîm’den biliyoruz. İbrâhîm Aleyhisselam’a gelen misafirlerin meleklerden bir grup olduğunu anlamayan İbrâhîm Peygamber onlara yemek ikram etmiştir.[7] Bir peygamberin evine izin ile giren bir kimseye yemek ikram etmesi ile evine izinsiz giren birisine şiddet göstermesi arasında asıl itibari ile hiçbir fark yoktur. Aynı misafirler belli süre sonra Lût Aleyhisselam’a gittiklerinde de aynı durum tahakkuk etmiş ve Lût Peygamber de onları tanımamıştır. Erkeklere ilgi gösteren ve bu yüzden de Allah Teâlâ’nın gazabını celbeden bir kavmi helak etmek için gönderilen bu melekleri kavminden korumak için canla başla uğraşan Allah’ın Peygamberi “Keşke size karşı koyacak bir gücüm ya da kendisine sığınacağım bir kavmim olsaydı”[8] diye hayıflanır. Aynı durum Dâvûd Aleyhisselam için de söz konusudur: “Dâvacıların hikâyesi sana ulaştı mı? Bu adamlar mâbedin duvarına tırmanıp Dâvûd’un yanına girmişlerdi. Dâvûd onları görünce telâşlanmıştı. ‘Korkma!’ dediler, “Birimizin diğerini haksızlık etmekle suçladığı iki dâvacıyız biz. Aramızda âdil bir hüküm ver; doğruluktan sapma, bize de doğru yolu göster.”[9] Buradaki peygambere dâvalarını çözmesi için gelen dâvacıların da Allah (cc) tarafından gönderilen melekler olduğunu biliyoruz. Bütün bunlar meleklerin insan sûretine girebildiğini bize göstermektedir.

Hz. Mûsa Allah Teâlâ’nın Emrine İtaatsizlik mi Etmiştir?

Bunun yanında peygamberlerin ölüm anında muhayyer bırakıldıklarını Allah Rasûlü haber vermektedir. Zira kendisi de Allahümme er-refîka’l-a’la diyerek yüce dostu tercih etmiştir.[10] Bununla ilgili Âişe (radıyallahu anhâ) validemiz şöyle anlatıyor: “Rasûlüllah hastalandığı zaman başı dizimin üstünde ve baygın vaziyetteydi. Bir ara uyandı. Gözlerini evin tavanına dikti ve sonra: ‘Ey Allahım! Refik-i A’la’ya’ dedi. Bu sözü işitince ben: ‘Demek ki makamını gördü ve bizi tercih etmedi.’ dedim. Bunun, sıhhatli iken bize söylediği şu hadis olduğunu anladım: ‘Hiçbir peygamber, cennetteki makamını görmeden kabzedilmez. Bundan sonra hayatı devam ettirilir veya öbür dünyaya gitme hususunda muhayyer bırakılır.’ Rasûlüllah Aleyhissalâtu vesselâm’ın telaffuz ettiği son söz: ‘Allahım, Refik-i A’la’ cümlesi oldu.’ er-Refiku’l-A’la: Cennetin en yüksek makamında bulunan peygamberler cemaatidir.”[11] Buradan anlaşılıyor ki Mûsa Aleyhisselam gelen meleğin kendisini muhayyer bırakması gerekirken bırakmadığı için onun melek olamayacağını düşünmüş ve onun gözüne vurmuştur. Bu duruma İbn Hacer’de -çok katılmasa da- vurgu yapmış ve demiştir ki: Bir görüşe göre, Mûsa Aleyhisselam ölüm meleğine ölümden önce kendisini muhayyer bırakmadığı için tokat vurmuştu. Çünkü bir peygamberin canı, kendisine ölüm ile yaşam arasında seçenek sunulmadan alınmaz. Bunun için ölüm meleği ikinci defa Mûsa peygambere gelmiş ve onu muhayyer bırakmış O’da Allah’ın emrine boyun eğmiştir.[12]

Ölüm Meleğinin Gözü Nasıl Çıkar?

Mûsa Aleyhisselam’ın ölüm meleğinin gözünü çıkarması ile alakalı soruya gelince sûret asli sûretleri olmayınca göz ya da herhangi bir uzuv da meleklerin asli uzuvları olmaktan çıkmıştır diyebiliriz. Dolayısıyla hakiki sûretine dönen meleğin gözünün de eski haline gelmesi normal karşılanmalıdır. Aliyyu’l-Kâri’de bu hususu şu örnekle açıklamıştır: “Nasıl ki bir insanın elbisesinin yırtılması onun et ve kemiğine zarar vermiyorsa, meleğin girmiş olduğu sûrete atılan tokatın da onun hakiki melek sûretine zarar vermesi mümkün değildir.”[13] Sizce Meleklerin insan sûretine girmesi mi yoksa insan sûretine giren meleklere şiddet uygulayıp onların uzuvlarına zarar vermek mi daha büyük bir olaydır? Meleklerin insan sûretine girmesine şaşırmayıp darbeden dolayı zarar görmelerine şaşırmak garip bir durumdur. Asıl inkâr edilmesi gereken durum meleğin gözünün çıkması değil meleğin insan sûretine girebilmesidir. Fakat bu durum ayet ile sabit olunca inkârı kabil bir durum olmaktan çıkmakta geriye hadiste ifade edilen gözün çıkarılması durumu kalmaktadır ki bu kolaylıkla reddedilmektedir. O halde burada hadislere dair bir kasıt olduğu söylenebilir. Akla aykırı diye reddedilen hadislerin tamamında bu tavır sergilenmesi bunun en açık göstergesidir. Halbuki Kur’ân-ı Hakîm’de geçen Meryem Aleyhesselam’ın kendisine erkek eli değmeksizin doğum yapması, Mûsa Aleyhisselam’ın denizi yarması, asâsının yılana dönüşmesi gibi birçok mucize de akla aykırı değil midir?

Ölüm Meleği Görevini Yapmamış mıdır?

Aklımıza takılan bir diğer soru ise ölüm meleği neden görevini yapmamıştır?

Hz. Mûsa’ya insan sûretinde gelen ölüm meleğinin onu muhayyer bırakmadığından bahseden Buhâri şârihi Kastallânî, meleğin ilk gelişini Hz. Mûsa’yı sınama ve imtihan vesilesi olarak yorumlamıştır.[14] Dolayısıyla gelen meleğin vazifesi ilk seferde can almak değil peygamberi imtihan etmektir. Nitekim oğlunu kurban etmesini istediği Hz. İbrâhîm’i imtihan ettiği gibi[15] Allah Azze ve Celle peygamberlerini de imtihan etmiştir. Şârih Kastallâni’nin imtihan olarak vurguladığı husus anlaşıldığına göre peygamberin evine izinsiz girilmesi ve ölüm hususunda kendisinin muhayyer bırakılmaması karşısında Mûsa Aleyhisselam’ın tavrıdır. Çünkü melekü’l-mevt Allah’ın huzuruna gittiğinde Alemlerin Rabbi onu muhayyer bırakma emri ile ikinci bir defa tekrar Mûsa Aleyhisselam’a göndermiştir. Bu durum karşısında Hz. Mûsa ölümü tercih etmiştir.

Mûsa aleyhisselam’ın ölüm meleğini tanımadığını bundan dolayı evine izinsiz girilen bir insana gösterilecek bir tavrı göstermesine şaşırmamak gerekir. Aynı durum Meryem Aleyhesselam için de söz konusudur. Kur’ân-ı Kerim’de Hz. Meryem’in bu durumu şöyle açıklanmaktadır: Kitapta Meryem’i de okuyup an! Hani o, evinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmişti. Onlarla kendi arasına bir perde çekmişti. Derken, ona ruhumuzu gönderdik; ruh ona tam bir insan şeklinde göründü. Meryem, “Ben, senden, çok esirgeyici olan rahmâna sığınırım! Eğer Allah’tan sakınan bir kimse isen (bana dokunma)” dedi. Melek, “Ben ancak sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlamak için rabbin tarafından gönderilmiş bir elçiyim” dedi. Meryem, “Ben iffetsiz olmadığım ve bana bir erkek eli bile değmediği halde nasıl çocuğum olur?” dedi.[16] Dikkat edilirse Cebril-i Emin kendini tanıtmadan hemen önce Meryem Aleyhisselam ondan Rahman olan Allah’a sığınmıştır. Çünkü kendisine bir kötülük yapacağını düşünmüştür. Bundan dolayı ona takva çağrısında bulunmuştur. Bir kadın düşünelim. Issız ve sessiz bir yerde yabancı bir erkek önünü kesmiş olsun. Bu kadın muhatabına nasıl davranırsa Meryem Aleyhesselam da aynı şekilde davranmıştır. Belki de imkânı olsa ve gücü yetse birkaç tokat atıp onu dövecekti. Ama kendinde o gücü bulamadığı için ondan Allah’a sığınmakla yetinmiştir. Burada Hz. Meryem’i suçlayan bir kimseye rastladınız mı? “Neden Cebrail’e bu şekilde davrandı” diye O’na kızan birisini gördünüz mü? Velev ki kızsa ya da onu suçlasa çok net bir şekilde “Hz. Meryem Cibril-i Emin’i tanımadığından böyle davranmıştır.” cevabını alacaktır. Belki de bu soruyu sorduğu için kınanacak, ayıplanacak hatta mantıksızlıkla suçlanacaktır.

Sorular Cevapsız mı Kalmaktadır?

Buhârî’nin buna benzer bazı rivayetlerinin aklı zorladığının biz de farkındayız. Yukarıda özellikle bazı ayetleri nazara vermemizin sebebi de budur. Biz burada şunu vurgulamak istiyoruz: Aklı zorlayan ya da onun kabul etmediği meseleler inkâr sebebi olmamalıdır. Zira akla uymayan her şey reddedilmelidir şeklinde bir kaidenin olmadığını hatırlatmak isteriz. Ya da akla uymayan hususlar Kur’ân’da olursa makbul hadiste mevcutsa merduddur şeklinde bir kuralın da olmadığını belirtmek isteriz.

Bazıları “kendi pozisyonunu tamamen savunmaya ayarlamış olan bakış açısı da pek çok sakıncayı beraberinde sürüklemektedir. Zira muteber kabul edilen kitaplar da olsa hadis mecmuası içerisinde yer alan ve ne kadar yorumlanmaya çalışılırsa çalışılsın insanı tatminkâr bir sonuca götürmeyen, bunun yanında dinin pek çok sabitesiyle çelişen rivayetleri, sahihtir diyerek ümmetin önüne koymak mü’minlerin zihinlerinde cevapsız soruların uçuşmasına zemin hazırlamaktadır. Hadis kitaplarının, sonuç itibarıyla insan elinden çıktığı gerçeğinin unutulmuş gibi davranılması bu tavrın benimsenmesindeki en büyük etkenlerden biridir. Bu fikri besleyen sâik ise dinin elden gitme endişesidir.”[17] yorumunu yapmaktadır. Bu yorumu kabul etmediğimizi belirtmek isteriz. Çünkü mü’minlerin zihninde cevapsız soru kalmamaktadır. Yukarıda izah ettiğimiz hadisi sahih bir akıl ve selim bir kalp ile okuyan her mü’min mutmain olacaktır. Nitekim tarihin hiçbir döneminde mü’minlerin zihni modern dönemde olduğu kadar bulanık ve karmaşık olmamıştır. Zihnimizdeki hastalığı 14 asırdır sorulan soruları cevapsız bırakmayan ulemaya fatura etmek ilim ve insaf ile bağdaşmayacaktır. Bırakın bizim savunma adına yazdığımız bu makaleyi mezkûr yorumun sahibinin -ki yazdığı makaleyi iki tarafın görüşlerini de güzel bir şekilde yansıttığı için- bu hadis ile alakalı yazdığı ve sonuç itibariyle israiliyat ürünü olarak tavsif ettiği makaleyi bile okuyan birçok mü’min kardeşimiz hocanın karşı görüş olarak verdiği ulemanın cevapları ile mutmain olacaktır. Ayrıca rivayette çizilen peygamber imajının bir peygambere uygun düşmediği şeklindeki yorum da[18] kabul edilebilir bir yorum olmaktan uzaktır. Çünkü Kur’ân-ı Hakîm bize oğlunu kesmek için yatıran bir peygamberde[19] ya da misafirlerini ahlaksız insanlara karşı korumak için canhıraş gayret eden ve acziyet içinde yardım bekleyen bir peygamberden[20] haber vermektedir. Bu imajında da pekâlâ sorun görülebilir. O halde aklımızın almadığı ya da zorlandığı bazı hususları sadece hadislerde varmış gibi göstermek ve bunun üzerinden rivayete israiliyat yakıştırması yapmak bizi önü alınmayacak hatalara sürükleyecek istediğimiz hadisin üzerini çizip istediğimizi makbul kabul ederek adeta uygun gördüğümüz takdirde Allah Rasulü Sallalahu Aleyhi ve Sellem’in konuşmasına müsaade edeceğimiz anlamına gelecektir.


[1] Meryem, 17.

[2] Zâriyat, 24-28.

[3] Buhârî, Cenâiz, 67; Ehâdîsu’lenbiyâ, 30.

[4] Müslim, Fedâil, 157.

[5] Hayri Kırbaşoğlu, İslam Düşüncesinde Hadis Metodolojisi, Ankara Okulu Yay., Ankara, 2015, 276. Enbiya Yıldırım, Hadis Problemleri, Ensar Neşr. İstanbul, 2019, 254.

[6] İbn Kuteybe, Te’vîlu Muhtelifi’l-Hadîs, Dâr İbni’l-Kayyîm ve Dâr İbn Affân, Riyad ve Mısır, 2012, 524.

[7] Hûd, 11/69-70.

[8] Hûd, 11/78.

[9] Sa’d, 11/21-22.

[10] Buhârî, Daavât, 28; Rikâk, 41; Müslim, Fedâilu’s-Sahâbe, 87.

[11] Buhârî, Megazî 83-84, Da’avat 29, Rikak 41; Müslim, Fezailü’s-sahabe 87; Muvatta, Cenaiz 46; Ahmed b. Hanbel, Müsned, XLIII, 26346.

[12] İbn Hacer el-Askalânî, Fethü’l-Bârî, Dâru’l-Ma’rife, Beyrut 1379, 6, 442.

[13] Aliyyü’l-Kârî, Mirkâtü’l-Mefâtîh, Dâru’l-Fikr, Beyrut 2002, 9, 3648.

[14] Ebû’l-‘Abbas Ahmed b. Muhammed el-Kastalânî, İrşâdu’s-Sârî, Matbaatu’l-Kübra el-Emîriyye, Mısır 1905, 2, 435.

[15] Sâffât, 37/102-106.

[16] Meryem, 19/16-20.

[17] Enbiya Yıldırım, Hadis Problemleri, 241.

[18] Enbiya Yıldırım, Hadis Problemleri, 254.

[19] Sâffât, 37/103.

[20] Hûd, 11/78.

Bir cevap yazın