CEHENNEM HEM SICAK HEM DE SOĞUK MUDUR?

Akla ve tabiat olaylarına arz edilerek inkar edilen bir diğer Buhâri hadisini değerlendireceğimiz bu makalede amacımız senet tahlili yapmaktan ziyade muhteva üzerine yoğunlaşmak olacaktır. Zira günümüz modern insanını, Buhâri hadislerinin senetlerinden ziyade muhtevası rahatsız etmektedir. Söz konusu hadis öğle namazının vakti ile alakalıdır. Yazın sıcak günlerde öğle namazının biraz tehir edilerek sıcaklığın biraz hafifledikten sonra kılınması istenmektedir. Hadisin metni şu şekildedir:

“Sıcak arttığı zaman, onu namaz(ı biraz geç kılmak)la serinletin. Şüphesiz ki, sıcaklığın şiddeti, cehennemin nefes almasındandır. Öyle ki, Cehennem ateşi Rabbine ‘Ya Rabbi! Kendi kendimi yedim.’ diyerek şikâyette bulundu. Bunun üzerine Allah Teâla, biri kışta, biri de yazda olmak üzere (yılda) iki defa nefes almasına izin verdi. İşte sizin gördüğünüz en şiddetli sıcak ve en şiddetli soğuk (zemherir) bundan dolayıdır.”[1]  Bu rivayetin diğer hadis mecmualarında da rivayet edildiğini görmekteyiz. Hadis ile alakalı anlaşılmayan ve itiraz edilen hususlar şunlardır:


1-Cehennemin nefes alması ne anlama gelmektedir?

2-Cehennemin Allah’a şikâyette bulunarak “Ya Rab! Kendi kendimi yedim” demesi ne demektir?

3-Ateşin hem sıcaklık hem de soğukluk barındırması ne demektir? Bu tabiat kanunlarına ve coğrafi olaylara aykırı değil midir?

Allah Rasulü İnsanların Anlayacakları Dilden Konuşurdu.

 Allah Rasulü ﷺ, sahabesine ihtiyaç duydukları her hususu anlayacakları dilden anlatmaya çalışmıştır. Kimi zaman sarih ifadelerle kimi zamanda kinayeli ve mecaz anlatımlara başvurarak anlamalarını sağlamıştır. Aslında bugün birçok hadisi reddetmemizin sebebi arap dili ve belağatı açısından değerlendirmeye tabi tutacak ilmi birikime sahip ol(a)mayışımızdır. Halbuki Allah Rasulü ﷺ, bazen ağır bir konuyu rahat anlamalarını sağlamak için teşbih sanatı kullanmıştır. Helaller ve haramların açık olduğunu ama şüpheli şeylerin ise herkes tarafından bilinmeyeceğini anlatırken şüphelilerle iştigal edenleri bir koruluğun etrafında koyun güden çobana benzetmiştir. Şüpheliler ile her daim uğraşan insanların hali her an koyunların yasak olan bölgeye girme ihtimalleri yüksek olmasına rağmen onları yasak bölgenin çevresinde otlatan çobanın durumu gibidir diyerek şüpheliler ile iştigal edenlerin harama düşmesinin ân meselesi olduğunu vurgulamıştır.[2]

Cehennem Konuşur mu?

Mezkûr hadis ile alakalı da ulema Cehennemin konuşmasının bir insanın konuşması gibi mümkün olabileceğini vurgulamıştır. Zira insanda bu özelliği yaratan Allah Teala’nın Cehennem içinde yaratması uzak bir ihtimal değildir. Burada Cennet ve Cehennem’in konuştuğuna işaret eden hadislerden sarfı nazar ediyoruz. Zira bu hadisi hangi gerekçe ile merdud kabul ediyorlarsa onları da öyle kabul edeceklerdir. Bu yüzden ayetler ile istidlal daha ilzam edici olmaktadır. Kur’an’da Süleyman Aleyhisselam’ın karınca ve kuşlarla konuşmasını burada zikredebiliriz.[3] Çünkü burada insan haricindeki yaratıklara konuşma özelliği verilmesini görmekteyiz. Aynı zamanda Kur’an-ı Kerim’de Allah Teala’nın Cehennem’e hitab ettiğini de biliyoruz. Şöyle ki: “O gün cehenneme ‘Doldun mu?’ diyeceğiz; ‘Daha yok mu?’ diye cevap verecek.[4] Bu zikredilenlerden, bizim cansız olarak gördüğümüz cemadata da konuşma yetisi verilebileceğini anlamaktayız. Eğer Cehennemin konuşabileceği anlaşıldıysa rabbine şikâyette bulunması da mümkündür. Bu konuşmanın lisanı kâl ya da hâl ile olması hususu da tartışılmıştır. Bunun yanında Cehennem’in şikâyetinin kaynamaktan; birbirini yemesini alevlerinin çokluğundan, nefes almasının ise içindeki şeylerin dışarı taşmasından mecaz olduğunu söyleyenler de olmuştur.[5] İbnü’l-Cevzi de ateşin kuvvetli ve zayıf oluşunun nefes almaya benzetilmesinde çok güzel bir teşbih olduğunu söylemiştir.[6]

Evvela İman Sorumluluğumuz Var

Cehennem’in hem sıcaklık hem de soğukluk barındırmasının doğa olaylarına ve coğrafyanın kanunlarına aykırı olduğunu söylemek bilimin tekamülünü sağladığını iddia etmek olur ki, bu bilime de bilim insanlarına da hakaret anlamı taşır. Çünkü bilimin tekamülünü gerçekleştirdiğini iddia etmek bütün laboratuvarların kapısına kilit vurmak ve bütün bilim adamlarını emekli etmek anlamına gelecektir. Bu iddiayı ilk önce bilimin kendisi reddetmek zorundadır. Eğer onlar Newton ile fiziğin tekamülünü sağladığını iddia etselerdi ışığın kuantalanması üzerinde konuşamayacak parçacık teorisi gibi fizik olaylarını gündeme dahi getiremeyeceklerdi. Demek ki her gördüğümüz ya da duyduğumuz bir olayı bilim, akıl ya da doğa olaylarına arz etme yoluna gitmeden önce Allah’ın ﷻ kudretine iman sorumluluğumuzun olduğunu bilmek zorundayız. Doğa olaylarına aykırı nice olaylar vardır ki Allah’ın ﷻ kudretine teslim olmadıktan sonra hiçbirini anlamamız mümkün değildir. İbrahim Aleyhisselam’a ateşin zarar vermemesi,[7] Musa Aleyhisselam’ın denizi yarması,[8] İsa Aleyhisselam’ın ölüyü diriltmesi,[9] Meryem Aleyhesselam’ın babasız çocuk dünyaya getirmesi[10] gibi birçok olay doğaya da coğrafyaya da akla da aykırıdır. Fakat bir mümin olarak bunlara iman etmenin Allah Teala’nın kudretine iman etmek olduğunu bilmek zorundayız.

Ateşten Daha Yakıcı Soğuk Var mı?

Tarihi henüz 250-300 yıl önceye dayanan termometrelerin gelişim sürecine baktığımızda bile bu hakikati çok daha kolay anlama imkânı buluruz. Termometreler sıcaklık ölçmek için kullanılan aletlerdir. İnsanlık bu aletleri henüz iki asır önce keşfetti ve bundan önce herhangi bir ortamın sıcaklığını dahi ölçmeyi bilmiyordu. Son iki yüz yılda bilimsel alanlarda olduğu gibi termodinamik alanda da oldukça fazla gelişme kaydedildi. Artık hem negatif hem de pozitif termometreler ile sıcaklık ölçümü yapabiliyoruz. Yani sıfırın altındaki sıcaklığı da ölçme imkanına sahibiz. Bunun üzerinde oldukça fazla çalışma yapan ve buluşuna da kendi ismini veren Lord  Kelvin (ö. 1907), mutlak sıfır noktası dediği 0 kelvin yani -273 santigrat değerinin altında hiçbir maddenin bulunamayacağını iddia etti. Bilim adamları daha sonraları Helyum gazının en düşük sıcaklık ile sıvılaştırılabileceğini ortaya attılar ve bu değeri takriben  -268 santigrat derece olarak belirlediler. Yani bu değer yemek pişirmek için yaktığımız ateşten çok daha fazla yakıcı olan bir değerdir. O halde sadece sıcaklığın yüksek olması değil düşük olması da yakıcı olması anlamına gelmektedir. Eline buz alıp biraz tutan herkes bunu rahatlıkla anlayacaktır.                                      

İki Zıt Bir arada

Burada şöyle bir soru akla gelebilir: Bir şey hem sıcaklık hem de soğukluk nasıl barındırır. Ateş ile buz bir arada nasıl durabilir? Bugün evlerimizde ya da arabalarımızda kullandığımız klimaların çalışma sistemine bakan herkes bunu anlayabilecektir. Bir alet ki hem sıcak hem de soğuk üflemektedir.  Hayatımızda o kadar yaygınlık kazandı ki artık nedenini araştırmadan bu nimetten istifade etmekteyiz. Yüz yıl önce birisi böyle bir aletten bahsedecek olsa akıl ve doğa olayları bunu reddedecekti.

Âhirette insanlara hem sıcak hem de soğuk ile azab edileceğine ise hem ayetler hem de hadisler delalet etmektedir. Kur’an-ı Hakim’de Cennet anlatılınca orada zemheri olmayacağından bahsedilir.[11] Yine Nebe Suresi’nde azap çeşitlerinden bahsedilirken hamîm ve ğassâk kelimeleri geçmektedir. Hamîm, kaynar su; ğassâk ise irin anlamı taşımaktadır. Bazı müfessirler bunun manasının zemheri yani şiddetli soğuk olduğunu söylemişlerdir.[12] Aynı kelime Sad Suresi’nde de şu şekilde geçmektedir: “Bu böyledir, çünkü, bir kaynar, bir de dondurucu su! Tatsınlar onu! Bunun benzeri daha başka nice azap türleri (vardır).”[13]Azabın çok farklı çeşitleri olduğunu anladığımız bu ayette de ateşten daha yakıcı soğuklukla insanlara azab edileceğini rahatlıkla anlamaktayız. İbn Hacer’de Cehennem isminin bir yer adı olarak kullanıldığını ve orada ateş olduğu gibi zemheri soğuğunun da olacağı bir tabakadan bahsetmektedir.[14] Yine Kur’an-ı Hakîm’de Allah Teâla ateşe hitab ederek: “Ey ateş! İbrâhim için serin ve zararsız ol!” demiştir. Müfessirler burada serin ol dedikten sonra selametli ol diyerek emretmesini soğuğu ile zarar verebileceğine bağlamışlardır.[15] Bu hususta Bediüzzaman Said Nursi’de şunları söylemiştir: Ateşin bir derecesi var ki, bürudetiyle (soğuğu ile) ihrak eder (yakar), yani ihrak gibi bir tesir yapar. Cenab-ı Hak “selamen” lafzıyla, bürudete diyor ki: “Sen de hararet gibi bürudetinle ihrak etme.” Demek o mertebedeki ateş soğukluğuyla yandırır gibi tesir gösteriyor. Hem ateştir hem berddir. İşte Zemheri, bürudetiyle ihrak eden bir sınıf ateştir. Öyle ise ateşin bütün derecatına umum envaına cami’ olan Cehennem içinde, elbette Zemheririn bulunması zaruridir.[16]

Her şeyi Bilimden Beklemek

Doğa olaylarının bir zahiri bir de batıni sebeplerinin olduğunu biliyoruz. Zahiri sebeplerine bilimsel olarak açıklık getirmemiz mümkündür. Fakat batıni sebepler ile alakalı görüş beyan etmesini bilimden bekleyemeyiz. Biyolojiye dair konuşur ama ruhtan bahsedemez. Güneşin sıcaklığını veya Helyum gazının soğukluğunu belirlemek için laboratuvarda deney yapar ama Cennet ve Cehennem ile alakalı görüş beyan edemez. O halde Cehennemin nefes alması ve bunun neticesinde sıcak ve soğukların oluşması meselesini sıcak ve soğuğun batıni sebepleri arasında sayabiliriz. Yukarıda da dediğimiz gibi Allah Rasulü , ashabına cehennem ateşinin şiddetini anlatmak için güneşin sıcaklığı ile kıyas etmelerini sağlamıştır. Adeta güneş çok uzakta olmasına rağmen sizi bu kadar bunaltıyor ve battığında da çok üşüyorsanız acaba ona sıcaklığını veren Cehennem nasıldır? diyerek onları düşünmeye davet etmiştir.

200 yıl önce bilimin bulamayıp bugün keşfettiği ve laboratuvarlarda elde ettiği çok düşük sıcaklıkların ateşten daha yakıcı olduğunu bilmemize rağmen, araba ve evlerimizdeki klimaların hem sıcak hem de soğuk görevi gördüğünü bizzat tecrübe etmemize rağmen bu hadisi anlamamak ve inkar etmek insan aklını zorlayacak ve hayrete düşürecek bir inatçılık olur. Madem bilimin tekamülünü sağladığını söyleyemiyoruz o halde anl(ay)amadığımız hususları zamana bırakalım. Belki bir gün bilim iman etmemizi sağlayacaktır.


[1] Buhârî, Mevakît, 9, 536-537; Müslim, Mesacid, 32, 617.

[2] Buhârî, Îman, 37, 52; Müslim, Müsâkât, 20, 1599.

[3]Neml, 18- 22.

[4] Kaf, 30.

[5] Bu bilgiler için bkz. İbn Hacer, Fethu’l-Bâri, Dâru’l-marife, Beyrut, 1379, c. 2, s. 19; ‘Aynî, Umdetü’l-Kârî, es-Sahhâr, Kahire, 2012, c. 4, s.s. 675-677.

[6] İbnu’l-Cevzî, Keşfu’l-Müşkil min Hadîsi’s-Sahihayn, Dâru’l-Vatan, Riyad, t.y.,c. 3, s. 370.

[7] Enbiyâ, 69.

[8] Şuara, 63.

[9] Mâide, 110.

[10] Enbiyâ, 91; Tahrim, 12.

[11] İnsan, 13.

[12] GÜLCÜ, Mahmut Sami, Nebe Suresi ve Konulu Tefsiri, 19 Mayıs Üniversitesi SBE, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Samsun, 2017, s. 67.

[13] Sad, 57-58.

[14] İbn Hacer, Fethu’l-Bâri, c. 2, s. 19.

[15] er-Râzî, Mefâtîhu’l-ğayb, Dâru İhyai’t-turâs, Beyrût, 1420, c. 22, s.159;İbn Aşûr, et-Tahrîr ve’t-tevîr, ed-Dâru’t-Tunusiyye, Tunus, 1984, c. 17, s. 106.

[16] Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Söz Maatbacılık, İstanbul, 2013, 353.

Bir cevap yazın